Bulunduğunuz Yer: Anasayfa » ENBİYALAR » Hz. Muhammed(s.a.v) » HZ. PEYGAMBERİN DOĞUMU

HZ. PEYGAMBERİN DOĞUMU

peygamberimiz HZ. PEYGAMBERİN DOĞUMU

 

HZ. PEYGAMBERİN DOĞUMU

 

 

HZ. PEYGAMBERİN DOĞUMU

 

Muhammed (a.s.)ın Soyu ve Pak Soyluluğu

 

Muhammed b. Abdullah, b. Abdulmuttalib, b. Hâşim, b. Abdi Menaf, b. Kusayy, b. Kilab, b. Mürre, b. Ka’b, b. Lüey, b. Galib, b. Fihr, b. Mâlik, b. Nadr, b. Kinane, b. Huzeyme, b. Müdrike, b. İlyas, b. Mudar, b. Nizar, b. Maadd, b. Adnan.[1]

Bütün kaynaklar Muhammed (a.s.)ın, Adnan’a kadar olan atalarının gerek isimlerinde, gerek sıralarında, ittifak halinde bulundukları gibi,[2] Adnan’ın da İsmail (a.s.) b. İbrahim (a.s.)ın öz be öz soyundan geldiğinde de müttefiktirler.[3]

Muhammed (a.s.)ın ondokuzuncu kuşaktaki atası Maadd b. Adnan; İsa (a.s.)ın muasırı idi.[4]

İsa (a.s.) ile Muhammed (a.s.) arasındaki fetret devrinin 600 yıl oluşu da,[5] bunu ayrıca doğrular.

Maadd, babası Adnan’ın vefatından sonra, Kâbe hizmetini üzerine almış, ve Mekke Hareminden hiç ayrılmamıştır.[6]

Adnan da; babası Üded’in vefatından sonra Kâbe hizmetini üzerine almış, Kâbe’ye meşinden örtü örttürmüş,[7] Mekke Hareminin yıkılan sınır taşlarını da dikmişti.[8]

Mekke halkının Kureyş diye anılması, Muhammed (a.s.)ın onikinci kuşakta yer alan ve ilk kez Kureyş lakabıyla anılan atası Nadr b. Kinane’den dolayıdır.[9] Ve Kur’ân-ı Kerîm’de açıklandığına göre, kendileri, İbrahim (a.s.)ın soyundan gelme torunlarıdır.[10] Muhammed (a.s.) da, onların arasından seçilerek, onlara peygamber gönderilmiştir.[11]

Muhammed (a.s.); Kureyş kabilesi içinde, gerek baba ve gerek ana yönünden, en temiz ve en şerefli bir aileye mensuptur. Bunu, bizzat hadis-i şeriflerinde şöyle açıklamışlardır:

“Yüce Allah; İbrahim oğullarından, İsmail’i seçti.[12]

İsmail oğullarından, Kinane oğullarını seçti.

Kinane oğullarından, Kureyş’i seçti.

Kureyş’ten, Hâşim oğullarını seçti.

Hâşim oğullarından da, beni seçti.”[13]

“Ben, Muhammed b. Abdullah b. Abdulmuttalib’im!

Yüce Allah; mahlukatı yarattı, ve beni, onların en hayırlı fırkasının içinde bulundurdu!

Sonra, onları iki fırkaya ayırdı ve beni, en hayırlı olan fırkanın içinde bulundurdu.

Sonra, onları kabilelere ayırdı ve beni, en hayırlı olan kabilenin içinde bulundurdu.

Sonra, onları ailelere ayırdı ve beni, onların en hayırlısı içinde bulundurdu.

Ben, sizin aile yönünden de en hayırlınızım, nefis yönünden de en hayırlınızım!”[14]

“Ben, Âdem oğulları soylarının en hayırlı, en temiz olanlarından, devirden devre, aileden aileye geçe geçe, nihayet, şu içinde bulunduğum aileden vücuda getirildim!”[15]

“Ben, Muhammed b. Abdullah, b. Abdulmuttalib, b. Hâşim, b. Abdi Menaf, b. Kusayy, b. Kilab, b. Mürre, b. Ka’b, b. Lüey, b. Galib, b. Fihr, b. Malik, b. Nadr, b. Kinane, b. Huzeyme, b. Müdrike, b. İlyas, b. Mudar, b. Nizar’…ım! Halk, ne zaman iki kısma ayrılsa, muhakkak, Allah beni onların en hayırlı olanının içinde bulundurmuştur. Ben, Cahiliye devrinin kötülüklerinden hiçbir şey bulaşmaksızın, ana ve babamdan meydana geldim.

Ben, tâ Âdem’den babama ve anneme gelip ulaşıncaya kadar, hep nikâh mahsulü olarak meydana geldim, asla zinadan meydana gelmedim!

Ben, sizin nefis yönünden de en hayırlınızım, baba soyu yönünden de en hayırlınızım!”[16]

Peygamberimiz Muhammed (a.s.)ın annesi Âmine binti Vehb, b. Abdi Menaf, b. Zühre, b. Kilab, b. Mürre’dir.[17]

Zühre; Hâşim oğullarının ataları olan Kilab oğlu Kusayy’ın kardeşi olduğuna göre, Hz. Âmine’nin soyu, kocası Hz. Abdullah b. Abdulmuttalib’in soyu ile Mürre b. Kilab’da birleşir.

İbn Sa’d; Ensar bilginlerinden Muhammed b. Sâib’e dayanarak, Peygamberimiz (a.s.)ın anne ve anneannelerini, babaannelerini batınlarca kaydettikten sonra, bu bilginin:

“Peygamber (a.s.)ın beşyüz annesini tesbit ve kayd etmeye muvaffak oldum. Hiçbirinde, ne zinaya, ne de Cahiliye çağında işlene gelen kötü işlerden hiçbir şeye rastlamadım!” dediğini de nakleder.[18]

Bunun içindir ki, büyük bilgin İbn Haldun, “Muhammed (a.s.)’dan başka, hiçbir kulun, ilahî ikram olarak ne soyunun bu derece mazbut olduğunun, ne de Âdem (a.s.)’dan kendilerine gelinceye kadar soy şerefliliğinin kesintisiz devam ettiğinin görülmediği”ni bildirir. [19]

 

Peygamberimiz (a.s.)ın İsimleri ve Künyesi

 

 

Peygamberimiz (a.s.)ın İsimleri ve Künyesi

 

Peygamberimiz (a.s.):

“Benim birtakım isimlerim vardır:

Ben Muhammed’im!

Ben Ahmed’im!

Ben Mâhî’yim ki, Yüce Allah, küfrü benimle yok edecektir!

Ben Hâşır’ım ki, insanlar, Kıyamet günü benim izimce haşr olunacaklardır!

Ben Âkıb’ım ki, benden sonra peygamber yoktur!”[20]

“Ben rahmet peygamberiyim!”[21]

“Ben savaşlar peygamberiyim!” buyurmuşlardır.[22]

Peygamberimiz (a.s.), Kur’ân-ı Kerîm’de dört kere Muhammed ismi ile,[23] bir kere de Ahmed ismi ile anılır.[24]

Muhammed: övülmeye layık hasletleri çok olan,

Ahmed ise: en çok övülen veya en çok hamd ve şükür eden, ya da, bu hasletlerle anılan zât mânâlarına gelir.[25]

Peygamberimiz (a.s.); en çok Muhammed ismi ile anılmış, Muhammed ismini kullanmıştır.

Medine’de bulunan Mekkeli ve Medineli Müslümanlarla Yahudileri ve her iki tarafın müttefiklerini ilgilendiren muameleler hakkında yazdırdığı yazıda Peygamberimiz (a.s.)ın Muhammed ismi yer alır.[26]

Ebu Süfyan b. Hâris’in Peygamberimiz (a.s.)ı hicveden şiirine karşı, Hassân b. Sâbit, söylediği uzunca şiirde:

“Demek, sen Muhammed’i hicvettin ha?!” der.[27]

Peygamberimiz (a.s.); Hicretin altıncı yılında Hudeybiye’de Kureyş müşrikleriyle yaptığı muahedenin yazısını yazdırmak isteyip:

“Yâ Ali! Bu, Muhammed Resûlullah’ın, Süheyl b. Amr ile üzerinde anlaşıp sulh oldukları[28] ve gereğinin yerine getirilmesini kararlaştırıp imzaladığı maddelerdir” buyurunca,[29] Süheyl b. Amr Hz. Ali’nin elini tuttu.[30]

Peygamberimiz (a.s.)a:

“Vallahi, biz senin gerçekten peygamber olduğunu tanımış olsaydık, Beytullahı ziyaretten seni alıkoymaz ve seninle çarpışmaya kalkmazdık![31] En iyisi, sen, muahedenameye bizim bildiğimiz şeyi yaz!”dedi.[32]

Peygamberimiz (a.s.):

“Ya nasıl yazalım?” diye sordu.[33]

Süheyl b. Amr:

“Muhammed b. Abdullah diye kendi ismini ve babanın ismini yaz!” dedi.[34]

Peygamberimiz (a.s.):

“Bu da güzeldir. Öyle yazınız![35]

Ben, hem Abdullah’ın oğluyum, hem de Allah’ın Resûlüyüm![36]

Vallahi, siz beni yalanlasanız da, ben yine, hiç şüphesiz, Allah’ın Resûlüyüm![37]

Kendi ismimi ve babamın ismini yazdırmak, benim peygamberliğimi gidermez!” buyurdu.[38]

Hükümdarlara gönderilen İslâmiyete davet mektuplarında da, Muhammed ismi yazılı, Muhammed Resûlullah mührü basılı idi.[39]

Peygamberimiz (a.s.)ın, hadis-i şeriflerinde açıkladıkları isimlerinden başka, Kur’ân-ı Kerîm’de ve daha önceki peygamberlere indirilmiş olan ilahî kitaplarda geçen daha birçok isimleri vardır.

İsimlerin çokluğu ise, isim sahibinin şerefinin üstünlüğünü gösterir.[40]

Peygamberimiz (a.s.); Hz. Hatice’den ilk doğan oğlu Hz. Kasım’dan dolayı (Ebu’l-Kasım=Kasım’ın Babası) diye künyelenmişti.[41]

Medineli Ensardan bir zât, doğan oğluna Muhammed ismini koymak istemiş ve bunda bir sakınca olup olmadığını Peygamberimiz (a.s.)dan sormuştu.[42] Peygamberimiz (a.s.):

“Benim ismimi takınınız! Amma, künyemi takmayınız!” buyurmuştur.[43]

Hz. Ali de:

“Yâ Rasûlallah! Senden sonra doğacak çocuğuma senin ismini ve künyeni takmamı uygun görür müsün?” diye sormuş; Peygamberimiz (a.s.) ona:

“Evet!” buyurmuştur.[44]

 

Peygamberimiz (a.s.)dan Önce Kimlere ve Ne İçin Muhammed İsmini Koydukları

 

Peygamberimiz (a.s.)dan Önce Kimlere ve Ne İçin Muhammed İsmini Koydukları

 

Tabiîn bilginlerinin büyüklerinden Saîd b. Müseyyeb der ki:

“Araplar, kendilerinden, Muhammed isminde bir peygamber gönderileceğini, Kitab Ehli olan [Yahudi ve Hıristiyan]larla kâhinlerden işitmişlerdi. Bunu işiten Araplardan bazıları peygamber olması ümidiyle oğullarına Muhammed ismini vermişlerdi:

1) Benî Temimlerden Süfyan b. Mücaşi’, Şam’a gidip bir rahibin evine inmişti. Süfyan, kendisinin Mudarlardan olduğunu söyleyince, rahip:

“Araplar içinde bir peygamber gönderilecek, kendisine Muhammed denilecektir!” dedi.[45] Bunun üzerine, Süfyan, doğan oğluna Muhammed ismini verdi.[46] Muhammed b. Süfyan, büyüyünce, Hıristiyan papazı oldu.[47]

2) Benî Süleymlerin Zekvan oğullarından[48] Muhammed b. Huzâî’ye,[49] Muhammed ismi, peygam­ber olması ümidiyle verilmiştir.

Ebrehe bu Muhammed b. Huzâî’yi Yemen’e götürmüş, o da orada Ebrehe’yle birlikte bulunmuş ve Hıristiyanlık dininde ölmüş;[50] Ebrehe’nin emriyle, Kabe yerine, San’a’daki Kulleys kilisesine hac­cetmeleri için propaganda yaparken, Huzeyl’lerden Urve b. Hıyad tarafından bir okla vurulup öldürülmüştür.[51]

Benî Süleymlerden Muhammedü’l-Cüşemî’ye,

Muhammedü’l-Useydî’ye,

Muhammedü’l-Fukaymî’ye,[52]

Muhammed b. Berrü’l-Kinanî’ye,

Muhammed b. Humran b. Malikü’l-Cu’fî’ye,

Benî Cahcabalardan Muhammed b. Ukbetü’l-Cülahu’l-Evsî’ye.[53]

Muhammed b. Hırmazü’t-Temim’e,[54]

10) Evsîlerden Muhammed b. Meslemetü’l-Ensarî’ye…[55] hep, peygamber olması maksat ve ümidiyle Muhammed ismi konulmuştur.[56]

 

 

PEYGAMBERİMİZ (A.S.)IN BABASI HZ. ABDULLAH’IN VEFATI VE TEREKESİ

 

 

Peygamberimiz (a.s.)ın Babası  Hz. Abdullah’ın Vefatı

 

Peygamberimiz (a.s.)ın babası Hz. Abdullah, Hz. Amine ile evlendikten kısa bir müddet sonra,[57] Kureyşlilerin ticaret malları yüklü kafilelerinden bir kafileye katılarak Şam’a, Gazze’ye gitmişti. Satacaklarını satıp alacaklarını aldıktan sonra, oradan geri dönüldüğü sırada,[58] yolda hastalandı. Medine’ye gelince,[59] arkadaşlarına:

“Ben, burada dayılarım Adiyy b. Neccar oğullarının yanında biraz kalayım” dedi ve hasta olarak onların yanında bir ay kaldı.

Kafile arkadaşları, yollarına devam edip Mekke’ye geldiler.

Abdulmuttalib, onlardan, oğlunun nerede kaldığını sordu. Onlar da, “Onu gerimizde, dayıları Adiyy b. Neccar oğullarının yanında bıraktık. Kendisi hastadır” dediler.

Bunun üzerine, Abdulmuttalib, büyük oğlu Hâris’i acele Medine’ye yolladı. Haris Medine’ye vardığı zaman, Hz. Abdullah’ı vefat etmiş ve Adiyy b. Neccarlardan Nâbiga’nın evine gömülmüş buldu.

Hz. Abdullah’ın kabri Nâbiga’nın evinin içine girilince sol tarafa düşen küçük evindedir.

Dayıları; Abdullah’ın nasıl hastalandığını, olanca çabalarına rağmen kendisini kurtaramadıklarını ve Nâbiga’nın evine gömdüklerini Hâris’e anlattılar.

Haris, acele Mekke’ye dönüp babasına acı haberi verince, Abdulmuttalib de, Abdulmuttalib’in bütün oğulları ve kızları da son derece ağladılar.[60]

Hz. Abdullah, vefat ettiği zaman 25 yaşında idi.[61]

Peygamberimiz (a.s.) da, daha annesinden doğmamıştı.[62]

 

Hz. Âmine’nin Hz. Abdullah Hakkındaki Mersiyesi

 

Hz. Amine, kocası Hz. Abdullah için söylediği mersiyede şöyle dedi:

“Artık, Mekke’nin Batha tarafı, Hâşim oğullarından boşaldı.

O, ölümün davetine uyarak, evinden örtüler ve kefenler içinde çıkıp kabre gitti!

Fakat, ölüm insanlar arasında Hâşim oğlu gibi bir yiğit bulup onun boşluğunu dolduramaz.l

Bütün dostları ve arkadaşları, onun tabutunu taşımak için üşüşmekte ve elden ele almakta idiler.

Ne yazık ki, ecel hiç beklenmedik bir zamanda onu alıp götürdü!

Halbuki, o, cömert ve çok merhametli bir insandı .”[63]

  

Peygamberimiz (a.s.)ın Babası Hz. Abdullah’ın Vefatı

 

Hz. Abdullah’ın Terikesi

 

Hz. Abdullah’ın, miras olarak bıraktığı;

Ümmü Eymen (Bereke) adında bir köle kadın,

Beş adet deve,

Birkaç davar,[64]

Bir adet kılıç,

Bir miktar gümüş paradan ibaretti.[65]

 

 

PEYGAMBERİMİZ (A.S.)IN BABASI HZ. ABDULLAH’IN VEFATI VE TEREKESİ

 

 

 

Peygamberimiz (a.s.)ın Doğumu, Doğum Tarihi ve Doğum Yeri

 

Peygamberimiz (a.s.); Fil yılında, Rebiülevvel ayının 12. Pazartesi günü,[66] tanyeri ağarırken,[67] Şı’b’daki evlerinde doğdu.[68]

Riyaziyecilere göre; doğum tarihi şemsî aylardan Nisan ayının yirmisine rastlamış,[69] Mısırlı Mahmud Felekî Paşa da, bunun Milâdî 571 yılı 20 Nisan Pazartesi gününe rastladığını hesapla doğrulamıştır.[70]

Peygamberimiz (a.s.)ın doğduğu ev: Şı’b’da, Hâşim’den Abdulmuttalib’e kalan, ondan da Peygamberimiz (a.s.)ın babası Hz. Abdullah’ın hissesine düşen ev olup, “Mevlid Sokağı” diye anılan Ebu Talib Şı’b’ı caddesinde, Leyl sokağında idi.[71]

Peygamberimiz (a.s.)ın doğumu gecesinde, Abdurrahman b. Avf’ın annesi Şifa Hatun da hazır bulunup ebelik etmiştir.[72]

Peygamberimiz (a.s.)dan üç yaş büyük olan amcası Hz. Abbas da; Hz. Âmine’nin bir oğlan çocuğu doğurduğu haber verilince, annesinin sabahleyin kendisini elinden tutup oraya götürdüğünü, Peygamber (a.s.)ın evlerinin ortasında yattığı yerde döşeğine ayağıyla vurduğunu hâlâ görür gibi olduğunu ve orada bulunan kadınların kendisini onun üzerine çekip “Öp kardeşini!” dediklerini bildirir.[73]

 

 

DOĞUM GECESİNDE VUKU BULAN ÖNEMLİ HADİSELERDEN BAZILARI

 

Doğum Gecesinde Vuku Bulan Önemli Hadiselerden Bazıları

 

1. Hz. Aişe’den rivayet edildiğine göre;

Mekke’de, ticaretle uğraşan bir Yahudi Peygamberimiz (a.s.)ın doğduğu gece, doğuşuna alâmet olan yıldızın doğduğunu görmüş, katıldığı Kureyş meclislerinden bir mecliste:

“Ey Kureyş cemaatı! İçinizden, bu gece çocuğu doğan oldu mu?” diye sormuştur.

“Vallahi, bilmiyoruz!” dediler.

Bunun üzerine, Yahudi:

“Ey Kureyş cemaatı! Size söylediğim şeyi ezberleyiniz! Bu gece, bu âhir zaman ümmetinin peygam­beri doğmuştur! Onun iki küreği arasında, üzerinde tüyler bulunan kırmızımtırak bir ben de vardır!” dedi.

Meclistekiler, Yahudi’nin sözlerinden hayrette kalarak meclisten dağıldılar. Onlardan her biri, evler­ine varınca, Yahudi’nin söylediklerini ailelerine haber verdiler.

Bazılarına, aileleri:

“Abdullah b. Abdulmuttalib’in bir oğlu doğdu. Kendisine, Muhammed ismini verdiler” dediler.

Onlar, o günden sonra, Yahudi’nin evine gidip:

“Bizim içimizde bir çocuk doğduğunu duydun mu, öğrendin mi?” dediler.[74]

Yahudi: “Ben size onun doğduğunu haber verdi ktien sonra mı, yoksa önce mi doğdu?” diye sordu.

“Önce doğdu!” dediler.[75]

Dileği üzerine, kendisini Hz. Âmine’nin evine götürdüler.

Yahudi, Hz. Âmine’den, oğlunu yanına çıkarmasını istedi; çıkarıldı.

Peygamberimiz (a.s.)ın arkasındaki peygamberlik hâtemini görünce, Yahudi bayıldı. Ayıldığı zaman, kendisine “Yazıklar olsun sana! Ne oldu sana?” dediler.

Yahudi:

“Vallahi, artık İsrail oğullarından peygamberlik gitti![76] Ellerinden Kitap da gitti! Bu, İsrail oğullarının öldürüleceklerine ve bilginlerinin de itibarlarının kalmayacağına verilmiş bir hükümdür! Araplar, peygam­berlikle, büyük bir izzet ve şerefe erecekler![77] Ey Kureyş cemaatı! Sevininiz! Vallahi, siz; haberi doğu­dan batıya kadar ulaşacak bir atilim ve yenme gücüyle güçleneceksiniz!” dedi.[78]

2. Medineli Müslümanlardan şair Hassan b. Sabit der ki:

“Ben, yedi sekiz yaşlarında, duyduklarımı kavrayabilecek, boylu boslu bir çocuktum.

Bir gün, Yesrib’de (Medine’de) bir Yahudi’nin köşk üzerinden en yüksek sesle:

‘Ey Yahudi cemaatı!’ diyerek bağırdığını işittim.

Yahudiler, etrafına toplanınca, ona:

‘Allah cezanı versin! Ne oldu sana?’ dediler.

O da:

‘Ahmed’in doğumunda doğacak olan yıldızı, bu gece doğdu!1 dedi.”[79]

İbn İshak:

“Hassan b. Sâbit’in torunu Saîd b. Abdurrahman’a:

‘Resûlullah (a.s.) Medine’ye geldiği zaman Hassan b. Sabit kaç yaşında idi?’ diye sordum.

Saîd:

‘Hassan, altmış yaşında idi. Resûlullah (a.s.) da, elli üç yaşında iken Medine’ye geldi’ dedi.

Demek ki, Hassan, o Yahudinin söylediğini yedi yaşında iken işitmiş” demiştir.[80]

Hz. Âmine’nin bildirdiğine göre; Peygamberimiz (a.s.)a, ne hamileliği sırasında, ne de onu dünyaya getirirken hiçbir zahmet çekmemiş ve o doğarken de, doğu ile batı arasını aydınlatan bir nurun kendisinden onunla birlikte çıktığını görmüştür.[81]

Peygamberimiz (a.s.), doğarken, çocukların yere düştükleri gibi düşmeyip ellerini yere dayamış, başını semaya kaldırmış olarak doğmuştur.[82]

Muhammed (a.s.) doğunca, geleneğe göre sabaha kadar üzerine kapatılan çanağın yarılarak, yarığından kendisinin gözlerini semaya diktiği görülmüştür.[83]

“Doğrusu, biz bunun gibi bir çocuk görmedik!” denilmiştir.[84]

Şeytan; hayatında koparacağı dört çığlıktan birisini, bu kutlu doğum gecesinde koparmıştır.[85]

İran başkadısı ve din adamı Mubezan, rüyasında; birtakım serkeş develerin bir sürü yürük atları
önlerine katarak Dicle ırmağını geçtiklerini, İran topraklarına yayıldıklarını görmüştür.

Save* gölünün suyu çekilmiştir.

Semave* vadisini su basmıştır.

Kisra’nın sarayından 14 şerefe yıkılmıştır.

İranlıların 1000 yıldan beri hiç sönmeden yanan ateşgedeleri sönüvermiştir![86]

 

PEYGAMBERİMİZ (A.S.)IN KÂBE’YE GÖTÜRÜLÜP DUA EDİLİŞİ

 

Peygamberimiz (a.s.)ın Kâbe’ye Götürülüp Dua Edilişi

 

Hz. Amine; Peygamberimiz (a.s.)ı dünyaya getirdiği zaman, Peygamberimiz (a.s.)ın dedesi Abdulmuttalib’e:

“Bir oğlan torunun doğdu.[87] Gel de, gör onu!” diye haber saldı.[88]

Abdulmuttalib, o sırada Kabe’nin yanında, Hicr’de, oğlu, ve kavminden bazı kimselerle birlikte otu­ruyordu.

Müjdeci, ona:

“Âmine bir oğlan çocuğu doğurdu!” diye haber verince Abdulmuttalib çok sevindi ve hemen ayağa kalkıp yanındakilere birlikte Hz. Âmine’yi görmeye geldi .[89]

Torununa baktı.[90]

Hz. Âmine hamile iken düşünde gördüğü şeyleri; kendisine neler söylendiğini ve koyacağı isim hakkında ne emir verildiğini Abdulmuttalib’e anlattı .[91]

Abdulmuttalib torununu bir kumaş parçasına sarılmış olduğu halde[92] kucağına alıp Kabe’ye girdi.

Orada, Allah’a dua ve ihsanından dolayı şükranını arz ettikten sonra, onu annesine gönderdi.[93]

Oğlu Ebu Talib’e de:

“Bu, benim sana, yanında bulundurup üzerine kanat gereceğin emanetimdir. Muhakkak, bu oğlu­mun hal ve şânı yüce olacaktır!” dedi.[94]

  

PEYGAMBERİMİZ (A.S.)IN HZ. ÂMİNE VE SÜVEYBE HATUN TARAFINDAN EMZİRİLİŞİ

 

 

Peygamberimiz (a.s.)ın Hz. Âmine ve Süveybe Hatun Tarafından Kısa Bir Müddet Emzirilişi

 

Peygamberimiz (a.s.)ı; önce annesi Hz. Amine,[95] üç gün veya yedi gün emzirdi.[96]

Bundan sonra, Süveybe Hatun, oğlu Mesruh ile birlikte, günlerce emzirdi.[97]

Süveybe Hatun, daha önce Hz. Hamza’yı, sonra da, Peygamberimiz (a.s.)la birlikte, Ebu Seleme b. Abdulesed’i de emzirmişti.

Bunun için, Hz. Hamza ile Ebu Seleme, Peygamberimiz (a.s.)ın süt kardeşi idiler.[98]

Peygamberimiz (a.s.); Mekke’de iken, Süveybe Hatuna harçlık verir, Hz. Hatice de ona ikramda bulunurdu.

Süveybe Hatun; Ebu Leheb’in cariyesi idi.

Hz. Hatice onu azad etmek, kölelikten kurtarmak için Ebu Leheb’den satın almak istemişse de, Ebu Leheb yanaşmamıştı.

Peygamberimiz (a.s.) Medine’ye hicret ettiği zaman, Ebu Leheb onu kendiliğinden azad etmişti.

Peygamberimiz (a.s.), Süveybe Hatuna Medine’den de harçlık ve elbise gönderirdi.

Hicretin yedinci yılında, Hayber seferinden dönerken, onun vefat etmiş olduğunu haber alınca “Oğlu Mesruh ne yapıyor?” diye sormuş; “Annesinden önce, o da vefat etti!” denilmişti.

Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) “Onların akrabalarından sağ kalan kim var?” diye sor­muş; “Hiçbir kimse yok!” demişlerdir.[99]

   

PEYGAMBERİMİZ (A.S.)IN DOĞUMUNDAN DOLAYI HALKA ZİYAFET ÇEKİLİŞİ

 

Peygamberimiz (a.s.)ın Doğumundan Dolayı Halka Ziyafet Çekilişi

 

Peygamberimiz (a.s.)ın doğumunun yedinci günü, dedesi Abdulmuttalib.[100] develer, davarlar kestirerek Mekke halkına üç kez yemek yedirmesini, oğlu Ebu Talib’e emretti.

Ayrıca, Mekke mahallelerinden her mahallede develer kesilerek bırakıldı.

Onlardan insanların, kurtarın, kuşların yararlanmalarına engel olunmadı.[101]

Kureyşliler, ziyafetten sonra:

“Ey Abdulmuttalib! Doğumu sebebiyle bize ikramda bulunduğun bu oğluna ne isim taktın?” diye sor­dular.

Abdulmuttalib:

“Muhammed ismini taktım!” dedi.

Kureyşliler:

“Ne için, aile halkının, atalarının isimlerinden birini takmaya özen göstermedin de, Muhammed ismi­ni taktın?” diye sordular.

Abdulmuttalib:

“Gökte Allah’ın, yerde de halkın onu övmelerini istedim!” dedi.[102]

 

 

Yazıyı paylaşın

Scroll to top