KIRK HADİS ŞERHİ

DOKUZUNCU HADİS: NİFAK

NİFAK.

Dokuzuncu Hadis: Nifak

 

İbn-i Ebi Ya’fur’dan nakledildiği üzere Hz. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kim müslümanlara iki yüzlü ve iki dilli davranırsa, kıyamet günü ateşten iki dil ile gelecektir.” [1]

 

Şerh

Müslümanlara iki yüzlü davranmanın anlamı, kişinin onlara zahirde, batınında bulunanın aksini göstermesidir. Mesela zahirde onları seviyor gözüküp samimi ve halis bir dost gibi davranırken, batında bunun aksi olması ve önlerinde dostluk ve sevgi gösterisinde bulunurken, arkalarında bunun tersi bir halette bulunması gibi.

İki dilli olmanın anlamı ise, kişinin kiminle konuşursa onu övmesi veya dostluk gösterisinde bulunup dalkavukluk etmesi ve o kişinin arkasından onu yalanlayıp gıybetini yapmasıdır.

Bu yoruma göre, birinci sıfat, ameli nifak, ikinci sıfat ise lafzi (sözel) nifaktır. Belki de hadis-i şerif, nifakın çirkin sıfatlarına işaret etmektedir ve bu iki sıfat, münafıkların en belirgin sıfatları olduğundan özellikle bunlara değinmiştir.

Nifak, nefsani bir rezillik ve iğrenç bir melekedir, bunlar (iki yüzlülük ve ikidillilik) da nifakın iki belirtisidir. Bu sıfatın kimi derece ve aşamaları vardır ki, biz inşaallah bir kaç bölüm halinde bunlara değinecek ve tedavi yollarını göstermeye gayret edeceğiz.

 

Birinci Bölüm: Nifakın Aşamalarına Dair

Bil ki nifak ve iki yüzlülüğün de sair kötü ve iyi özellikler gibi şiddet ve zayıflığı bakımından kimi derece ve aşamaları vardır.

İnsanın tedavi etmeye kalkışmadığı ve ona olan bağımlılığını sürdürdüğü her rezil özellik, gitgide şiddetlenir ve faziletlerde olduğu gibi rezilliklerde de şiddetlenme oranı sonsuzdur.

Eğer insanın nefs-i emmaresini kendi haline terk ederse, nefsin kötülüğe olan eğiliminden, nefsin acil uyumsuzluklarından, şeytanın ve vesvas-ı hannas’ın yardımından ötürü fesada daha çok yönelir ve gün geçtikçe rezaletleri şiddetini artırır; derken bu rezil özellik, nefsin tözsel (cevheri) sureti ve son faslı (ayrımı) haline gelir ve bütün zahirî ve batının kuvvelerini egemenliği altına alır.

O halde eğer rezillik, o mel’un şeytanın huylarından olan nifak ve ikiyüzlülük gibi şeytani bir rezillikse -ki Kur’an-ı Kerim tersi bir halet içinde olmasına rağmen şeytanın Adem ve Havva’ya, “ “Elbette ben size öğüt verenlerdenim” [2] diye yemin ettiğini bildirmektedir- memleket şeytana teslim olur, nefsin son sureti ile zatın batını ve cevheri şeytani bir suret olur, zahirî suretinin de her ne kadar bu dünyada insan şeklindeyse de o alemde şeytan suretinde olması da mümkündür.

O halde eğer insan bu sıfatı dizginlemez ve nefsi kendi haline bırakırsa, kısa bir süre zarfında öyle bir hal alır ki, insan bütün himmet ve çabasını bu rezillik için harcar, konuştuğu herkesle iki yüzlü ve iki dilli konuşur, karıştığı her topluluğa nifak tohumları eker; şahsi menfaat, bencillik ve kendine tapmaktan başka bir şey düşünemez olur; sadakat, samimiyet, himmet ve mertliği tümüyle ayaklar altına alır; bütün işleri, hareket ve duruşları iki yüzlülük kokar ve hiç bir fesat, kabahat ve küstahlıktan çekinmez.

Böyle bir şahıs beşeriyet ve insanlık zümresinden uzaktır ve şeytanla birlikte haşrolacaktır.

Bu söylenenler, bizatihi nifakın cevherlerindeki şiddet ve zaafla ilgilidir ve bu ilgili hususlar açısından da farklılıklar arz etmektedir. Çünkü nifak bazen Allah’ın dininde, bazen güzel melekeler ve ahlakî faziletlerde, bazen salih ameller ve ilahî ibadetlerde, bazen sıradan işler ve geleneksel platformda olur. Aynı şekilde bazen Resulullah’a (s.a.a) ve Hidayet İmamları’na, bazen evliyaya, alimlere ve müminlere, bazen de müslümanlara ve Allah’ın diğer dinlere mensup kullarına karşı nifakları söz konusudur. Şüphesiz bu zikredilenler, çirkinlik, küstahlık ve kabahat açısından birbirlerinden farklılık içindedirler; ama aslında bunların hepsi de iğrençlik ve çirkinlikte ortaktır ve bir tek pislik ağacının dalları ve yapraklarıdırlar.

 

2. Bölüm: Nifak ve İkiyüzlülüğün Pek çok Fesada Kaynaklık Ettiğine Dair

Nifak ve ikiyüzlülük, şerefli insanın asla bulaşamayacağı kötü ve iğrenç bir sıfattır. Bu sıfatın sahibi, insanlık camiasının karşısında yer aldığı gibi, alemdeki hiç bir hayvana da benzer değildir. Akran ve emsalleri arasında rezalet ve rüsvalığın mayası olduğu gibi, hadis-i şeriflerde belirtildiği üzere ahiretteki sureti de, ateşten iki dili bulunan bir surettir ve bu durum insanın Allah’ın yaratıkları arasında rezil rüsva olmasına ve peygamberler, resuller ve melaike-i mukarrebin huzurunda boynu bükük kalmasına yol açacaktır. Ayrıca bu rivayet, karşılaşacağı azabın şiddetini de göstermektedir; çünkü eğer bedenin cevheri, ateş cevherine dönüşürse, duyumsama ve acısı daha da artar. Şiddetinden Allah’a sığınırım.

Başka bir hadiste Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmaktadır: “İkiyüzlü kişi kıyamet günü dillerinden biri başının arkasından, öbürü önünden çıkmış halde gelir. Her iki dili de yanar ve bütün bedenini bir ateş sarar. Sonra da: “İşte dünyada iki yüzlü ve iki dilli olan şahıs.” Denir. Kıyamet günü de bununla tanınır.” [3]

Bu şahıs şu ayet-i şerifenin kapsamına dahil olur:

“Allah’ın birleştirilmesini emrettiğini ayıranlar ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar, işte lânet onlara ve kötü yurt onlaradır.” [4]

Nifak ve ikiyüzlülük pek çok helake sürükleyici fesada da kaynaklık etmektedir ve bu fesatların her birinin insanın hem dünyasını hem ahiretini yokluk rüzgarına savurması mümkündür. Bu fesatlardan biri fitne çıkarmaktır ki Kur’an-ı Kerim’in nassına göre[5] cinayetten daha beterdir. Bir diğeri ise laf taşımaktır ki Hz. İmam Bakır (a.s) bu hususta şöyle buyuruyor: “İşleri güçleri söz taşımak ve dedikodu etmek olanlara cennet haram kılınmıştır.” [6]

Bir diğeri de gıybet etmektir ki Peygamber’in (s.a.a) buyurduğuna göre zina etmekten de beterdir. [7] Bir diğeri de müminleri incitmek, hakaret etmek sırlarını açığa vurmaktır ki bütün bu fesatların her biri tek başına insanın helak olmasına yeterli bir sebeb konumundadır.

Bil ki insanın birilerinin huzurunda sevgi ve samimiyet gösterisinde bulunduğu halde (bunun aksini ima etmek için) kinaye, işaret ve göz kırpma gibi hareketler sergilemesi de nifak ve ikiyüzlülük kapsamına girmektedir.

İnsan hal ve hareketlerine çok dikkat etmelidir. Çünkü nefs ve şeytanın tuzakları çok incedir ve çok az kimse bu tuzaklara yakalanmaktan kurtulabilir. İnsanın, uygunsuz ve bir tek işaret ve yersiz bir tek kinayeden ötürü ikiyüzlü ve iki dilli zümreye dahil olması ve ömür boyu bu rezalete düçar olduğu halde kendini salim ve sağlam sanması da mümkündür.

O halde insan mükemmel bir doktor ve işinin ehli bir hastabakıcı gibi nefsinin hallerini, amel ve tavırlarını kontrol altında tutmalı, kontrolü hiç bir şekilde gevşetmemeli ve bilmelidir ki hiç bir hastalık, kalbi hastalıktan daha gizli ve aynı zamanda daha öldürücü değildir. Bu hususta hiç bir hastabakıcı insanın kendisine, kendisinden daha müşfik ve daha merhametli olmaması gerekir.

 

3. Bölüm: Nifakın Tedavisine Dair

Bil ki bu büyük hata ve noksanlığın ilacı iki şeydir:

Birincisi; bu rezil huyun doğurduğu sonuçları düşünmektir. Zira bu dünyada bu huyla tanınan insan başkalarının gözünden düşmekte, rezil rüsva olmakta, bütün dost ve akranları arasında utanılacak bir duruma düşmekte, aralarından kovulmakta, ünsiyet mahfilinden mahrum kalmakta, kemale ulaşıp hedefe varmaktan uzak kalmaktadır. Şeref ve vicdan sahibi bir insan, kendini bu şerefsizlikten uzak tutmalı ve bu zillet ve düşüklüğe yuvarlanmaktan kaçınmalıdır.

Aksi takdirde sırların açığa vurulduğu ve bu dünyada halkın nazarından saklı kalan her şeyin ortaya serildiği alem olan öbür alemde ateşten iki dil ile çirkin bir surette yaratılacak, münafıklar ve şeytanlarla bir arada azap görecektir.

O halde, bu fesatları, gören ve bu huyun iğrençlik ve rezaletten başka bir sonuç doğurmadığını anlayan akıllı insanın bu huyu kendinden uzak tutmaya çalışması ve nefsi tedavi etmenin diğer yolu olan amel aşamasına geçmesi gerekmektedir. Bu da, insanın bir süre hal ve hareketlerini kontrol etmesi, dikkatli davranması, nefsinin arzularına aykırı hareket etmesi ve onunla mücadele etmesi, söz ve davranışlarını zahirde ve batında güzelleştirmesi, gösterişten uzak durması ve Allah-u Teala’dan kendisini nefs-i emmare ve onun hevalarına karşı başarılı kılmasını ve kendisine bu tedavi ve çabada yoldaşlık etmesini niyaz etmesidir. Allah-u Teala’nın, kullarına fazl ve rahmeti sınırsızdır, kim ona yönelip kendini ıslah etmede bir adım ilerlerse, Allah ona yardım eder ve elinden tutar. İnsan bir süre bu durumu sürdürürse, nefsin ıslah olması ve nifak ve ikiyüzlülük sıkıntısının ortadan kalkması, kalp ve batın aynasının bu rezillikten arınması ve Hak Teala’nın ve gerçek velinimetin lütuf ve rahmetine mazhar olması umulur. Çünkü nefsin bu alemde bulunduğu sürece hem iyi ve hem de kötü fiillerinden etkilendiği tecrübelerle sabittir. Her amel, nefste bir etki bırakır. Eğer amel iyi ve salih olursa, etkisi nurani ve kemali olur, yok eğer bunun tersine olursa, karanlık ve eksik bir etki bırakır. Sonunda nefis ya tam anlamıyla nurani olur veya tam anlamıyla zulmani (karanlık) ; ya mutluluk ehlinin yolunu izler veya mutsuzluk ehlinin yolunu.

O halde şu amel diyarı ve ekin alanında bulunduğumuz sürece, kendi irademizle, kalbimizi saadete veya şekavete yöneltebiliriz. Kendi amel ve fiillerimizin rehini konumundayız.

“Kim zerre miktarı hayır işlemişse onu görür ve kim de zerre miktarı şer işlemişse onu da görür.” [8]

 

4. Bölüm: Nifakın Bazı Kısımlarına Dair

Bil ki ey aziz! Nifak, ikiyüzlülük ve ikidilliliğin aşamalarından birisi de, Allah-u Teala’ya karşı nifak içinde olmak ve Maliku’l Müluk’e iki yüzlülük etmektir ki bizler bu alemde bunun müptelasıyız ama bu durumumuzdan gafiliz. Cehalet perdesi ve bencillik ile dünya ve nefs sevgisinin karanlık hicapları bu durumumuzu öylesine bir örtmüştür ki, sırlar açığa çıkıp perdeler kalkmadıkça, bu dünyadan göç edip aldanma ve gaflet diyarını terk etmedikçe uyanıp kendimize gelmemiz çok uzak bir ihtimaldir. Şimdi gaflet uykusu, tabiat sarhoşluğu ve heva ve heves mestliği bizi çepeçevre kuşatmış, bütün çirkinlikleri ve fasid ahlak, amel ve tavırları bize şirin göstermektedir. Bir an gelecek ki bu uykudan uyanacak ve bu mestlik ve sarhoşluktan ayılacağız ama, o zaman iş işten geçmiş olacak ve kendimizi münafıklar, ikiyüzlüler ve iki dilliler zümresi içinde bulacağız ve ateşten iki dil veya çirkin iki suretle haşr olacağız. Her ne kadar “Rabbim beni geri döndür.” [9] diye feryat etsek de “Asla!” Cevabını işiteceğiz.

Bu ikiyüzlülük öyle bir şeydir ki, ben ve sen bütün ömrümüz boyunca kelime-i tevhidi söylediğimiz ve iştahımız oranında İslam ve iman, hatta muhabbet ve mahbubiyet iddiasında bulunduğumuz halde buna düçar olabiliyoruz. Eğer sıradan biri ve avamdan isek, İslam, iman, züht ve ihlas peşinde olduğumuzu iddia ederiz. Eğer ilim ehli ve fakihlerden isek ihlas kemali, velayet ve Resul’ün halifesi olduğumuzdan dem vurur ve Resul-i Ekrem’in (s.a.a) “Allah’ım, halifelerime merhamet et.” [10] veya Hz. Mehdi’nin (ruhum ona feda olsun), “Onlar benim hüccetim, delilimdir.” [11] ya da Hidayet İmamları’ndan nakledilen, alimler ve fakihlere ilişkin diğer sözlere sarılırız. Eğer aklî ilimler ehli isek, hakiki ve delile dayalı iman iddiasında bulunuyor, kendimizi ilme’l yakin, ayne’l yakin, ve hakke’l yakin sahibi olarak kabul ediyor, başkalarının ilim ve imanını noksan sayıyor ve ayetlerle hadis-i şerifleri kendimiz için söylenmiş olduğunu kabul ediyoruz.

Eğer irfan ve tasavvuf ehli isek, maarif, cezbe, muhabbet, fenafillah, bekabillah, velayet-i emr ve buna benzer bütün ilgi çekici kelimelerin sahibi olduğumuzu iddia ediyoruz. Bu şekilde her kesimimiz söz dili ve hal zuhuruyla kendine bir makam iddiasında bulunmakta, yaygın hakikatlerden birini gösteriş yapmaya kalkışmaktayız. Eğer gerçekten bu zahir, batın ile; bu açık, gizlilik ile uyum içindeyse ve bu iddialarda doğru ve doğrulanmış ise, ona ve bu nimete sahip olanlara ne mutlu! Yok eğer bu yazar gibi çirkin, siyah yüzlü ve iğrenç yaratılışlı biri ise münafıklar zümresinden sayıldığını, ikiyüzlüler ve ikidilliler yolunda olduğunu bilmeli, hemen tedaviye yönelmeli, daha fırsat eldeyken bu talihsizliği, zillet ve karanlık günü için bir çare bulmaya çalışmalıdır.

Ey İslam iddiasında bulunan aziz! Kafi’de yer alan bir hadis-i şerifte Hz. Resul (s.a.a) şöyle buyurmaktadır: “Müslüman, müslümanların dilinden ve elinden emanda olduğu kimsedir.” [12] O halde bana ve sana ne olmuş da elimizden geldiğince, gücümüzün yettiği kimselere eziyet ediyor ve onlara cefa çektirmekten uzak durmuyoruz? Eğer elimizle onlara eziyet edemiyorsak, dil okumuzla huzurlarında veya arkalarından onları çekiştirip gıybetlerini yapıyor ve sırlarını açığa vurup onları küçük düşürmeye çalışıyoruz. O halde müslümanlar bizim el ve dilimizden emanda olmadıklarına göre demek ki bizim İslam olma iddiamız hakikate aykırıdır, kalbimiz açığa vurduğumuzun muhalifidir ve münafıklarla ikiyüzlüler zümresine mensubuz.

Ey iman ve kalp huzuru iddiacısı! Eğer sen azamet sahibi Allah’ın huzurunda tevhide inanıyor ve tek olanı isteyip tek olana tapıyorsan, uluhiyeti sadece Allah-u Teala’ya özgü kabul ediyorsan, kalbin zahirine mutabık ve batının iddiana muvafık ise, o halde neden ehl-i dünyanın önünde kalbin bu kadar huzu ve teslimiyet içindedir? Niçin onlara kulluk ediyorsun? Acaba bunun, onları bu dünyada etken saymandan, iradelerini egemen, para ve zorbalıklarını etkili kabul etmenden başka bir sebebi var mıdır? Bu dünyada etken kabul etmediğin tek şey, Hak Teala’nın iradesidir. Bütün zahirî sebeplerin önünde eğiliyorsun, ama hakiki etken ve bütün nedenlerin nedenini unutuyorsun? Sen buna rağmen kelime-i tevhide iman ettiğini iddia ediyorsun! O halde sen müminler zümresinin dışındasın ve münafıklar ve ikidilli kimselerle birlikte haşr olacaksın.

Sen ey züht ve ihlas iddiacısı! Eğer sen muhlis isen, Allah ve yücelik yurdu için dünyevi lezzetlerden yüz çevirmişsen, o halde neden halkın seni doğru ve salah sahibi diye övmesi bu kadar çok hoşuna gidiyor ve dünya ehliyle bir arada oturmaya bu kadar can atıyorsun da yoksul ve yoksunlardan bir o kadar kaçıyorsun? O halde bil ki bu züht ve ihlasın hakiki değildir. Dünyada züht izharında bulunman da dünya içindir ve kalbin Hak Teala için halis değildir. İddianda yalancısın, ikiyüzlü ve münafıklardasın.

Ey veliyullahın velayetini ve Resulullah’ın (s.a.a) hilafetini iddia eden kimse! Durumun, “Nefsini zapteden, dinini koruyan, hevasına muhalefet eden, mevlasının emrine itaat eden” [13] hadisine uyuyorsa, velayet ve risalet dalının yaprağı isen, dünyaya meyilli değilsen, sultanlara ve eşrafa eğilimli değilsen ve yoksulların arasında oturmaktan iğrenmiyorsan Allah’ın halk arasındaki hüccetlerindensin demektir. Aksi takdirde kötü alimler, münafıklar ve zikri geçen sair taifelerden halin daha kötü, amelin daha çirkin ve geleceğin daha karanlıktır. Çünkü alimler için delil tamamlanmış, hiçbir özürleri kalmamıştır.

Ey ilahî hikmet, hakikatler, yaratılış ve ahiret ilminin sahibi olduğunu iddia eden kimse! Eğer gerçekten hakikatler, neden ve sonuçlar ilmine sahib isen, berzahi suretlerin ve cennet ile cehennemin ahvalinin alimi isen, bir an bile dur-durak bilmeden bütün vaktini baki alemin imarı için harcaman, bu alem ve lezzetlerinden firar etmen gerekir. Sen, önünde ne tür musibetler olduğunu ve ne tür karanlıklar ve katlanılmaz azaplarla karşılaşacağını biliyorsun. O halde neden hala eski sözcüklerin ve kavramlarının hicabından sıyrılamamışsın ve onca felsefi delil ve kanıt kalbinde bir sinek kanadı kadar dahi etki yaratmamıştır? O halde bil ki, sen bu durumunla müminler ve hikmet sahipleri zümresinin dışındasın ve münafıkların safında haşr olacaksın. Bütün ömrünü tabiat ötesinin ilimlere adadığı halde, tabiat sarhoşluğunun, bir tek hakikatin bile kalbine yerleşmesine izin vermediği kimseye eyvahlar olsun!

Ey marifet, cezbe, muhabbet ve fena iddiasında bulunan kimse! Eğer gerçekten ehlullah ve kalp ashabı isen, güzel de bir geçmişin varsa o halde ne mutlu sana! Ama nefs sevgisinden ve şeytanın vesveselerinden kaynaklanan bunca şathiyat[14], telvinat[15] ve boş iddialar muhabbet ve cezbeye ters düşmektedir. “Velilerim benim kubbemin altındadır, benden başkası bilmez onları.”[16] Sen eğer Hakk’ın velilerindensen, muhibler ve meczuplardan isen, bunu Allah biliyor. O halde halka bu kadar makam ve mertebe izharında bulunma, halkın zayıf kalplerini yaratıcılarından yaratıklara yönlendirme ve Allah’ın evini (müminin kalbini) gasp etme. Bil ki Allah’ın bu kulları azizdir ve kalpleri de pek değerlidir. (Bu kalpler) Allah’ın sevgisi için harcanmalıdır. Allah’ın eviyle bu kadar oynama ve namusuna el uzatma: “Muhakkak evin bir sahibi vardır.” [17] O halde eğer sen iddianda sadık değilsen, ikiyüzlüler ve nifak ehli zümresine dahilsin. Bırakalım, bundan fazla sözü uzatmak benim gibi yüzü kara birine uygun düşmez.

Ey kara gün için bir şeyler yapmak ve kendini bu talihsizlikten kurtarmak gerektiğini iddia eden yazarın kınanmış nefsi! Eğer sözünde sadıksan, kalbin diline yoldaşsa ve gizlin açığına muvafıksa, o halde niçin bu kadar gafilsin, niçin kalbin bu kadar siyah, nefsani şehvetlere neden bu kadar mağlûpsun ve tehlikeli ölüm yolculuğunu niçin hiç düşünmüyorsun? Ömrün geçti gitti de sen heva ve hevesten el çekmedin. Bütün bir ömrü, şehvet, gaflet ve şekavetle geçirdin. Aniden ecel erişecek ve kötü amel ve ahlakın sana ayak bağı olacaktır. Sen vaaza kulak vermeyen bir vaizsin, münafıklar ve ikiyüzlüler zümresine dahilsin. Eğer bu halinle dünyadan göçersen, ateşten iki dil ve iki suretle haşr edilmenden korkulur.

Rabbimiz! Velilerin olan Muhammed ve ter-temiz Ehl-i Beyt’inin (Allah’ın rahmeti hepsinin üzerine olsun) yüzsuyu hürmetine; bizi bu uzun uykudan uyandır, bizi bu mestlik ve sarhoşluktan ayılt, gönlümüzü iman nuruyla aydınlat ve halimize acıyıp bize merhamet buyur. Biz bu meydanın yiğitleri değiliz. Sen lütfünle ellerimizden tut, bizi şeytanın ve nefsin hevasının pençesinden kurtar.

 

 


[1] Usul-i Kafi, c. 2, s. 343, Kitab’ul İman ve’l Küfr, Bab-u zi’l Lisaneyn, 1. Hadis

[2] A’raf/21.

[3] Sevab’ul A’mal ve İkab’ul A’mal, s. 316, İkab-u Men Kane Zavecheyn Zalisaneyn

[4] Rad/25.

[5] Bakara/191.

[6] Usul-i Kafi, c. 2, s. 369, Kitab’ul İman ve’l Küfr, Babu’n-Nemime, 2. Hadis.

[7] Bihar’ul Envar, c. 75, s. 79, Kitab’ur Revze, Bab-u Mevaiz’in Nebi (s.a.a)

[8] Zilzal/7-8.

[9] Müminun/99.

[10] Vesailu’ş-Şia, c. 18, s. 100, Kitab’ul Kaza, 11. Bab

[11] Vesailu’ş-Şia, c. 18, s. 101, Kitab’ul Kaza, Ebvab’us-Sıfat’il Kaza, 11. Bab, 9. Hadis

[12] Usul-i Kafi, c. 2, s. 235, Kitab’ul İman ve’l Küfr, Babu’l-Mümin Ve Alametih ve Sıfatihi, 19. Hadis.

[13] İhticac, c. 2, s. 245, Bab’ul İhticacat-i İmam Hasan Askeri (a.s)

[14]Tac’ul Erus’un yazarı şöyle diyor: “Şathiyat” kelimesi tasavvuf ehli arasında meşhurdur. Onların literatüründe şathiyyat; kendilerinden geçtikleri, Hakk’ın şuhudunun galebe çaldığı ve Hak’tan başkasını görmedikleri bir anda söyledikleri sözlerdir.” (Tac’ul Erus, Mısır baskısı, c. 2, s. 172) Destur’ul Ulema kitabının sahibi ise şöyle diyor: “Şath” kelimesi mestlik ve hakikat sultanının galebe çaldığı anda söylenen sözdür. Heyecan ve anlamsızlık kokan sözlerdir. Zahirî ilme aykırı ve bildik sınırların ötesindedir.” (Destur’ul Ulema, c. 2, s. 214) İmam (r.a) ise Misbah’ul Hidaye kitabında “şath” kelimesinin anlamı hakkında daha ince bir tanımda bulunmuş ve şöyle buyurmuştur: “Şathiyat tümüyle sülûk ve salikin noksanlığındandır.” (Misbah’ul Hidaye, s. 207)

[15] Telvin ise kulun bir halden bir hale dönüşümüdür. Eb’ul Kasım Kuşeyri şöyle diyor: “Telvin, hal erbabının ve temkin ise hakikatler ehlinin sıfatıdır. O halde kul yolda olduğu müddetçe “telvin” sahibidir. (Ferheng-i İstilahat ve Te’birat-i İrfanî, s. 257) Abdurreza Kaşani ise İstalahat’ta şöyle diyor: “Telvin, kulun halinin değişmesidir. Bu bir çok kimseler nezdinde eksik bir makamdır, bize göre ise makamların en kamilidir. Kulun bu makamdaki hali, Allah’ın şu sözündeki hali gibidir: “o her gün bir iştedir.” Şeyh Muhyiddin de İstilahat-i Sufiyye’de bu sözün benzerini söylemiştir. Ama İmam’a (r.a) göre telvin, noksanlıktır; kemal değil.

[16] Esrar’uş Şeriat ve Etvar’ut Tarikat ve Envar’ul Hakikat, s. 197; Misbah’ul Hidayet ve Miftah’ul Kifaye, s. 387 ve Mirsad’ul İbad, s. 127

[17] Bu söz Abdulmuttalib’in Kabe’yi yıkmaya gelen Ebrehe’ye verdiği cevaptır. (Bihar’ul Envar, s. 15, c. 131 ve 136; Tarih-u Nebiyyina, 1. Bab, 70 ve 71. Hadisler; Sire-i İbn-i Hişam, c. 1, s. 65

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı