Kendini Yetiştirmek

Kendimizi Ne Olarak Yetiştiriyoruz?

Yüksek ilimlerde insanın bedeninin yok olup gideceği, ruhun ise baki kalacağı ispatlanmıştır. Yani melekûtî ruh, onun eski cismanî sûretidir ve bu, tedricen hareket ve tekâmül etmiş, insanî ruhunun iniş mertebesine, yani bilkuvve insana ulaşmıştır, onun hareket ve tekâmülü o merhalede de sabit kalmayıp ömrünün sonuna kadar öylece devam eder. O, başlangıçta soyut, melekûtî ve madde âleminden üstün bir varlıktır; ancak tamamen soyut değildir, bilakis varlığının iniş mertebesi açısından cisime ve bedene bağlı olan bir soyutluğa sahiptir. İnsan iki boyutlu bir varlıktır: Madde boyutu, bedene ait olan maddî işleri yapar; bundan dolayı onun için hareket, kemâl ve mükemmelleşme tasavvur edilir. Diğer boyutu soyut olup maddeden üstündür ve bundan dolayı maddî olmayan işleri yapar. Bir yönü hayvanî ve cismanî diğer yönü ise insanî ve melekûtîdir. Bir tek hakikati olduğu halde hem hayvanî içgüdüleri ve sıfatları taşıyıp hayvanların işlerini yapar, hem de insanî güdülere ve sıfatlara sahip olup insanî işleri yapar.

Hakkında Allah Teâla’nın: “Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne yücedir” buyurduğu bu ilginç varlık, varlığının ilk başında eğitilip yetiştirilmemiştir. O kendini tedricen yetiştirerek eğitir. Amel ve hareketlerden kaynaklanan inançlar, düşünceler, huylar, meleke ve yetenekler insanın hüviyetini olgunlaştırır ve onu tedricen kemâle ulaştırırlar. Melekeler insanın varlığına engel teşkil etmezler, bilakis onun varlığının ve hüviyetinin yapıcısıdırlar.

Şaşırtıcı olan şudur ki, düşünceler, inançlar ve melekeler sadece insanın varlığında etki bırakmakla kalmaz, onun kişilik yapısının olgunlaşmasını da sağlar. Yani salih amelle oluşan sahih inançlar, düşünceler, ahlâkî değerler, hasletler ve melekeler tedricen insanı kemal boyutlarında seyrettirip yükselterek kâmil insan ve kurb (Allah’a yakınlık) mertebesine eriştirirler. Aynı şekilde cehaletlerden, batıl inançlardan, ahlâkî rezaletlerden ve çirkin amellerden kaynaklanan melekeler ve kalp katılıkları, insan ruhunu inzivaya çekerek tedricen onu hayvanîliğin boyutlarında seyrettirir ve nihayet hayvanîliğin karanlık vadisine düşürürler. Hayvanî sıfatların bir insanda güçlenmesi, onun cehaletinin artmasına ve netice olarak da hayvanî bir kişiliğe bürünmesine neden olur. Evet onun zatı gerçekten hayvanlaşır ve hayvanî bir kişilik kazanır. O, artık insan değildir, hayvandır, hatta hayvandan daha da aşağılık bir mahluktur. Çünkü insanîlik yolundan saparak hayvanlaşmış bir mahluk olmuştur artık. O, insan gibi görünse de hayvandır; ama kendisi bile bunun farkında değildir. Hayvanların hayvanlığı, görünümlerinden değil hayvani içgüdü ve eğilimlere teslim olmalarından ve nefislerine boyun eğmelerinden kaynaklanır. Kurt, şekli ve şemaili yüzünden kurt değildir; bilakis yırtıcılık huyundan ve kayıtsız şartsız bu tabiatına teslim oluşundan dolayı kurttur. Eğer yırtıcılık huyu birine galip gelecek olur da onun düşünmesine ve idrak etmesine engel olursa, böyle birisi bâtında çöl kurtlarından daha yırtıcı olan gerçek bir kurda dönüşür. Çünkü o idrakini ve aklını da yırtıcılık huyunun emrine vermiştir. Bazı insanlar çöl kurtlarının işleyemeyeceği cinayetleri işlerler. Bu durumda onlar gerçekten kurtlaşmış değil midirler? Şüphesiz, ki evet! Kendileri farkına varmasalar ve görünüşlerine bakanlar onları insan sansalar da gerçek dünyalarında kurttur onlar. “Sırların ortaya çıkarılacağı gün” kıyamet günü, perdeler gözlerden kaldırılınca içyüzleri açığa çıkacak ve o zaman kurt olanlar cennete giremeyeceklerdir. Kurt, Allah’ın dostlarıyla ve salih kullarıyla cennette bir yerde olamaz. İnsaniyet yolundan saparak kurt olan böyle bir kimse, cehennemin karanlık ve acı ortamında işkence ve acı çekerek yaşamını sürdürecektir.

İnsan bu dünyada gerçek kimliği belli olmayan meçhul bir varlıktır, geleceğini kendi elleriyle oluşturur. Ya Allah’ın yakın meleklerinden daha üstün bir makama ulaşacaktır ya da iç dünyasında türlü hayvanlara dönüşecektir. Bu hem yüksek??? ilimlerde ispatlanmış, hem evliyaullahın müşahede ettiklerini iddia ettikleri, hem de Resul-i Ekrem’in (s.a.a) ve masum İmamların (a.s) haber verdiği bir gerçektir.

Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyuruyor:

Kıyamet günü halk maymun ve domuz suretinden daha kötü suretlerde çıkacaklardır mahşere. [1]

Hz. Ali (a.s) fasık âlim hakkında şöyle buyuruyor:

Onun sureti (dış görünüşü) insan sureti gibidir; ancak, kalbi hayvan kalbidir. Hidayet yolunu tanımadığından onu izleyemez ve sapıklık yolunu bilmediğinden ondan kaçamaz. Böyle bir kişi, canlılar arasında bir ölüdür. [2]

İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:

Kibirli kimseler, mahşerdekilerin ayakları altında ezilen karıncalara dönüşeceklerdir. [3]

Allah Teâla Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

Vahşi hayvanlar bir araya toplandığı (mahşere çıkarıldığı) zaman. [4]

Bazı müfessirler bu ayeti şöyle tefsir etmişler: Vahşilerden maksat, kıyamet günü türlü hayvanlar şeklinde mahşere çıkarılacak olan insanlardır. Yoksa hayvanlar hakkında dinî görev ve haşrolma söz konusu değildir; dolayısıyla onların mahşere çıkarılması da anlamsızdır.
Allah Teâla Kur’ân’da şöyle buyurmaktadır:

Sûr’a üfleneceği gün, artık siz dalga dalga koşup geleceksiniz. [5]

Bazı müfessirler de bu ayeti şöyle yorumlamışlardır:

Kıyamet günü insanlar birbirlerinden ayrılırlar ve herkes bâtınî (gerçek) suretiyle ve kendisiyle aynı sureti taşıyanlarla beraber mahşere çıka gelirler. Ayrıca Hz. Resul-i Ekrem’den (s.a.a) bu ayeti tefsir eden çok güzel bir rivayet naklolunmuştur:

Muaz b. Cebel der ki: “Sur’a üfleneceği gün dalga dalga geleceksiniz. ayetinin yorumunu Resulullah’tan (s.a.a) sorunca; o, gözlerinden yaşlar akarak bana buyurdular ki: “Ey Muaz! Çok büyük bir meseleyi sordun” deyip, (sonra) şöyle devam etti: “Ümmetimden on grup değişik ve diğerlerinden farklı suretlerde mahşere çıkarılacaktır:

Bazıları maymun suretinde, bazıları domuz suretinde çıkarılırlar mahşere. Bazıları başları yerde ve ayakları havada oldukları halde hareket ederler, bazıları kör ve başıboş olurlar, bazıları sağır ve dilsiz olup bir şey anlamazlar. Onlardan bazıları dillerini çiğnerler, ağızlarından ise kan ve irin gelir. Mahşer ehli onlardan nefret eder. Bazılarının el ve ayakları kesilmiştir. Onlardan bazıları ateşten dallara asıldıkları halde mahşere getirilirler, bazıları leşten daha kötü kokar ve bazıları da vücutlarına yapışmış olan bakırdan bir elbise giyerler.”
Devamla şöyle buyurdular: “Ama maymun şeklinde mahşere çıkarılanlara gelince: Onlar başkalarını çekiştirenler ve dedikodu edenlerdir. Domuz suretinde mahşere çıkarılacak olanlar, rüşvet ve haram yiyenlerdir. Baş aşağı ve ayakları havada hareket edenler faiz alanlardır, kör olarak mahşere çıkarılacak olanlar ise iki kişinin arasında hükmedince başkasının hakkına tecavüz eden ve zulmedenlerdir. Kör ve sağır olanlar kendini beğenenlerdir. Dillerini çiğneyenler amelleri sözleriyle uyuşmayan alimler ve hâkimlerdir. Elleri ve ayakları kesilmiş olarak mahşere çıkarılacak olanlar, komşularına eziyet edenlerdir. Ateşten dallara asılanlar, sultanların ve padişahların yanında halkı çekiştirenlerdir. Leşten daha kötü kokanlar dünyada nefsin istek ve heveslerine uyanlar, zevk peşinde olanlar ve Allah’ın mallarında olan hakkını vermeyenlerdir. Vücutlarında bakırdan bir giysi olanlar ise kibirlenip böbürlenenler ve büyüklük taslayanlardır.” [6]

Onun için ahlâkî meseleler küçük ve önemsiz şeyler değildir, bilakis ahlâkî meseleler oldukça önemli ve hayatî şeyler olup insanın nefsanî ve batınî hayatını oluşturur ve hatta onun ne olacağı konusunda bile belirleyici olurlar. Ahlâk ilmi, sadece insana nasıl yaşaması gerektiğini öğreten bir ilim değil; aynı zamanda insanın ne olacağını içeren bir ilim dalıdır.

[1]- Kurret’u-l Uyun, s.479.
[2]- Nehc’ül-Belâğa, 87. hutbe.
[3]- Bihar’ul-Envar, c.7, s.201.
[4]- Tekvir/5.
[5]- Nebe/18.
[6]- Nur’u-s Sakaleyn, c.5, s.493.

Etiketler

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı