KUDÜS GÜNÜ

Kudüs`ün Tarihine Bir Bakış

KUDÜS`ÜN TARİHİNE BİR BAKIŞ

 

Hz. İbrahim`in oğlu Hz. İsmail ve zürriyeti, Ümm`ül Kura (Şehirlerin aslı ve anası) olan Mekke-i Mükerreme`yi yurt ve (Mescid-i Haram`ın kalbi ve çekirdeği olan) Kabe`yi de kıble olarak ittihaz edinirken; diğer oğlu Hz. İshak ve zürriyeti de, Mübarek Havl olan Kudüs-ü Şerif`i ve çevresini (Filistin`i) yurt edinmiş, böylece; Kudüs-ü Şerif, Hanif din olan İslam’ın ve Yüce Peygamberlerin çok önemli bir merkezi durumuna gelmiştir. Hz. Davud`un vasiyeti üzerine, Hz. Süleyman tarafından yedi yıllık hızlı bir çalışma sonucu inşa edilen Mescid-i Aksa, bir süre Müslümanların namazda yöneldikleri kıbleleri olmuş, bu da Kudüs`ün kudsiyetini bir kat daha artırmıştır.

Allah-u Teala tarafından birçok nimetlere ve ikballere mazhar kılınan, fakat  her zaman nankörlük ederek bağy-ü isyan içerisinde bulunan Yahudiler (Ben-i İsrail), mübarek Kudüs`e ve Filistin beldesine liyakati selbetmiş, maddi ve manevi yönden İlahi gazaba uğrayarak boyunlarına zillet ve esaret halkası geçirilmiş, zaman zaman o kutsal bölgelerden tard edilmiştir.

Değişik tarihlerde, kendilerine Hidayet Rehberleri olarak gönderilen, Allah-u Teala`nın yüce Peygamberlerinden bir kısmını katletmekten çekinmeyen Yahudilerden azgın güruhun (bakınız; Bakara:91; Al-i İmran:21, 112, 181, 183; Nisa:155), Allah tarafından lanetlenmiş oldukları bildirilmiştir: “İsrail oğullarından kafir olanlara, hem Davud`un, hem de Meryem oğlu İsa`nın lisanı ile lanet olundu. Bunun sebebi, isyan etmeleri ve hakkın sınırını aşmış olmalarıdır.” (Maide:78). Bu da onların, zelil olmalarını doğurmuştur: “Biz kitab`da İsrail oğullarına şu haberi verdik: ‘Siz arz(-ı mukaddes) de muhakkak iki defa fesad çıkaracak ve muhakkak (Bana karşı) serkeşlik yapıp kabaracaksınız. İşte, o ikiden birinci (fesadlarının cezası) va`de(si) gelince, (muharebede) çok çetin bir kuvvete malik olan kullarımızı üzerinize musallat kıldık da, onlar evlerin aralarına kadar girip (sizi) araştırdılar. (Bu), yerine getirilmiş bir va`a idi. Sonra, bunlara karşı size tekrar devlet ve galebe verdik. Mallarla, oğullarla sizin imdadınıza yetiştik, cem`iyetinizi de daha fazla çoğalttık. Eğer iyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz. Eğer kötülük ederseniz, (yine) kendinize kötülük (etmiş olursunuz). Artık diğer (cezanın) va`de(si) gelince; yüzlerinizi kötülesinler, mescid(iniz)`e birinci defa girdikleri gibi gir(ip tahrip et)sinler, galebe istila ettiklerini mahvettikçe etsinler, diye (başınıza yine düşmanları musallat ettik). (Tevbe edersiniz, o zaman) Rabbinizin sizi esirgeyeceğini umabilirsiniz. (Eğer tekrar fesada) dönerseniz, biz de (sizi, tekrar cezalandırmaya) döneriz. Biz, cehennemi kafirlere bir zindan yaptık.” (İsra:4-8)

İnad, hırs, fitne ve fesadı “şiar” haline getiren, bundan dolayı da yeryüzünde zuhur eden bütün anarşilere “kaynaklık” eden mel`un Yahudiler, Allah-u Teala`nın ikazına – ihtarına aldırış dahi etmeden, yıkıcı misyonunu icra etmeye devam etmiş, İslam`ın ve insanlığın en büyük ve en azılı düşmanı haline gelmiştir. Bundan dolayı, Alemlere Rahmet olarak gönderilmiş bulunan Resulallah (sav) tarafından büyük ölçüde te`dip, tenkil ve tehcir edilmiş olduğu halde, yine de uslanmayan Yahudi kavmi, Resulallah (sav)`in vasiyetlerine istinaden, Hazreti Ömer döneminde Hicaz bölgesinden sürülmüş, böylece o kutsal beldeler, Yahudilerin habis varlıklarından temizlenmiş; Kudüs ve çevresinin de feth edilmesiyle birlikte, bu saha daha da genişlemiş, mel`un ve habis Yahudiler, yavaş yavaş o mukaddes beldeleri terk etmeye başlamıştır.

İslam`ın ikinci kıblesi olan Mescid-i Aksa`nın bulunduğu Enbiya Yurdu mübarek Kudüs şehri, 17. Hicri (638 miladi) yılında Hz. Ömer zamanında feth edilmiş, böylece asli kutsal hüviyetine kavuşturulmuştur. Asırlarca İslam`ın nurlu kucağında yaşayan ve Müslümanlar için kutsal bir yurt olan Kudüs ve Filistin toprakları, bu süre içerisinde zaman zaman kâfir güçlerin yağmacı ve sömürgeci iştahlarını kabartmış, İslam düşmanlığı saiki de buna eklenince; Haçlı Seferleri denen ve sekiz defa tekrarlanan, küfür dünyasının sürüler halinde, Kudüs`e doğru tarihi saldırılar başlatmalarını doğurmuştur.

Hicri 489 (Miladi 1096) tarihinde başlayan ilk haçlı seferleri neticesinde, 492 hicri (1099 Miladi) yılında Kudüs-ü Şerif, canavar batılılar tarafından işgal edilmiş, zillet perdesine bürünmüş o günün İslam âleminin göbeğinde, cani-kâfir bir krallık kurulmuştur. Çevre bölgeleri de kontrolü altına alan bu mel`un krallık, Selahaddin Eyyubi`nin 583 hicri (1187 miladi) yılında, 3 aylık bir muhasaradan sonra mübarek Kudüs şehrini yeniden feth etmesi üzerine sarsılmış, ancak Kudüs çevrelerinde kısmi olarak varlığını korumaya çalışmış, lakin, tarih içerisinde tamamen yıkılmaktan kendini kurtaramamıştır. Kudüs`ün fethinden sonra, gerçekleştirilen birkaç haçlı seferi, hedefine ulaşamamış, mukaddes Kudüs şehri ve çevresi, (Saltanatçı yönetimlere bağlı da olsalar) yine de –zahiren- Müslümanların idaresi altında kalmaya devam etmiştir.

922 hicri (1516 miladi) yılında Osmanlı yönetimine geçen mübarek Kudüs şehri ve çevresi, Birinci Cihan Savaşı esnasında emperyalistler tarafından işgal edilmiş, Osmanlıların daha önceki sürekli gafleti ve emperyalistlerin bilinçli iskân politikaları yüzünden, Filistin bölgesi yavaş yavaş Yahudi nüfusu altına girmeye başlamıştır. Dünya emperyalistlerinin büyük yardımları ve destekleri ile mukaddes Filistin toprakları üzerinde 1948 yılında kurulan cani İsrail devleti, Kudüs-ü Şerif`in yarısını da kendi işgal bölgesine katmış, İslam âlemine, bilhassa Arap dünyasına hükmeden satılmış yönetimler tarafından bu siyonist ve emperyalist işgal, bilfiil onaylanmış 1967 savaşı ile de Kudüs ve çevresi, İsrail eşkıyasınca tamamen işgal edilerek esaret zinciri altına alınmıştır.

Filistin topraklarının ve mübarek Kudüs`ün cani Siyonistlerin esareti altına düşmesinden bugüne kadar mazlum bölge Müslümanları büyük boyutlu katliamlara, tenkil ve tehcir olaylarına maruz bırakılmış, kan içici Siyonist rejim ve alçak hamiler tarafından tarihte misli görülmemiş zulümlere, işkencelere, cinayetlere düçar edilmiş, Filistin toprakları adeta bir esir kampı durumuna gelmiştir.

İşte; mübarek Kudüs`ün ve Filistin`in bu yürekler acısı mazlumiyeti hengâmında zuhur eden, İmam Humeyni ve muhteşem İran İslam İnkılabı tarafından yükselen kurtarıcı bir ses duyulmuş, Dünya Müslümanlarına Kudüs`ün ve Filistin`in kurtarılması çağrısı yapılmıştır. İran İslam İnkılabı merkezinde hemen oluşturulan 2 milyonluk Kudüs`ü Kurtarma Ordusu; bu ilahi çağrının ilk fiili tohum ve çekirdeği olmuş, Dünya Müslümanlarına cihan-şümul İslam ordularını oluşturmalarını, bunun içinde kendi bölgelerinde, bunu gerçekleştirecek adımlar atmalar mesajı ve sinyali verilmiştir.

Etiketler

İlgili Makaleler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı