ENBİYALARH-İ-K-LHz. Lût (a.s)

LÛT ALEYHİSSELÂM

lut

[accordions]
[accordion title=”LÛT ALEYHİSSELÂM“]

 Lût Aleyhisselâmın Soyu:

Lût b.Hâran, b.Târah, b.Nahor, b.Saruğ’dur.

Lût Aleyhisselâm; İbrahim Aleyhisselâmın Yeğeni, yani kardeşi Haran’ın oğlu idi.

Lût Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:

Lût Aleyhisselâm; uzuna çalar orta boylu, beyaz tenli, güzel yüzlü, ince bu­runlu, küçük kulaklı, uzun parmaklı, güzel gülüşlü idi.

Lût Aleyhisselâmın İbrahim Aleyhisselâma  İlk  İman Ve Onunla Birlikte Hicret Edişi Ve Bazı Faziletleri:

Lût Aleyhisselâm; İbrahim Aleyhisselâma  ilk  iman eden (Ankebût: 26) ve Allah yo­lunda, Onunla birlikte hicret  etmek şerefine eren, İbrahim Aleyhisselâmın yo­lunda ve Şeriatında, ibâdet ehli, cömert, sabırlı, müttakî, konuksever, çiftçilik eder, eker biçer, elinin emeğiyle geçinen  mübarek bir zattı.

İbrahim Aleyhisselâmla  yanındaki Muhacirler, Babil’den ayrılınca, Harran’a varıp  orada, bir  müddet oturdular.

Oradan, Ürdün’e, Ürdün’den de, Mısır´a gittiler.

Şam’a dönmek üzere, Mısır’dan ayrıldılar.

İbrahim Aleyhisselâmla  yanındakiler, Filistin toprağında,  Filistin ile Kudüs ara­sında, Şam çölündeki Seb’ diye anılan yere varıp indiler.

İbrahim Aleyhisselâm, Seb’ halkının, uygunsuz tutum ve davranışları yüzün­den, Seb’den ayrılarak Filistin toprağında  Remle  ile İlya  (Kudüs) arasında bir ye­re gelip yerleşti, ki, orası, Katt veya Kıtt diye anılan yer idi.

Lût Aleyhisselâmın Sedum Ve Amure´ye Yerleşmesi:

Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselâma, rızık ve geçim bolluğu, servet ve hizmet­çiler ihsan etti.

İbrahim Aleyhisselâmın kardeşi Haran´ın oğlu Lût Aleyhisselâmın da orada malı çoğaldı.

İbrahim Aleyhisselâm, ona:

“Yüce Allah, bizim mallarımızı, küçük, büyük baş hayvanlarımızı çoğalttı.

Sen, yanımızdan ayrılıp Sedum ve Amure şehirlerine  yerleş!” dedi.

Bu şehirler, İbrahim Aleyhisselâmın oturduğu yerin yakınında idi,

Lût Aleyhisselâm, oraya gidip yerleşti.”

O taraflara gelen bir kral, Lût Aleyhisselâmla çarpıştı.  Kendisini, esir, mal­larını iğtinam edip sürdürdü.

İbrahim Aleyhisselâm, bunu, haber alır almaz, 318 kişilik maiyetiyle gidip çar­pışarak Lût Aleyhisselâmı kurtardı ve gasb edilen mallarını da, geri aldı.

Allah ve Resulünün düşmanlarından bir çoğunu öldürdü. Bozguna  uğratarak kaçırdıklarını da, Dımaşk’ın doğusuna varıncaya kadar takip etti, kovaladı.

[/accordion]
[accordion title=” Sedum Ve Diğer  Şehirler Halkının  İğrenç  Ahlaksızlıkları“]

 

Sedum Ve Diğer Şehirler Halkının İğrenç Ahlaksızlıkları:

Sedum ve diğer şehirler halkının, şehir dışında, yol üzerinde bostanları ve meyve  bahçeleri vardı.

Yağmursuzluktan, kuraklık ve kıtlığa  uğradıkları zaman, birbirlerine: “İçinde geçimliğiniz bulunan meyva bahçelerinizi, dışarıdan gelecek yolcular­dan koruyunuz!” dediler.

“Nasıl koruyalım?” dediler.

Birbirlerinin yanına gelip gittiler.

“Yurtlarınızın içinde bulunduğunuz ve tanımadığınız yabancıların elbisesini, soyunuz, çekip ırzına geçiniz!

Siz böyle yapmayı âdet edindiğiniz zaman insanlar şehirlerinize ayak basa­mazlar!” dediler ve dediklerini de, yapmaya başladılar.

Artık, yolları, kesiyorlar, yurtlarından geçen erkek yolculara sataşıyorlar, on­larla, alay ediyorlar, yakaladıklarının ırzına geçiyorlardı!

Kendi toplantı yerlerinde.birbirleriyle osurumaktan,hattâ yollarda, açıktan açığa birbirlerinin ırzına geçmekten utanmıyorlardı!

Onlardan biri, bir kimsenin zorla ırzına geçer, onu, döver, sonra da:

“Sana yaptığım bu işe karşılık, ücretimi, ver!” der, Hâkimleri de, fail lehine hüküm verirdir.

Lût kavmi, bu hayasızlıklara, hayvanlar gibi ve belki hayvanları da, geride bı­rakacak derecede devam ediyorlardı.

Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, insanlardan, bu iğrenç işi işleyen­leri şöyle lanetler:

“Lût kavminin annelini işleyen kimseye, Allah, lanet etsin! Lût kavminin amelini işleyen kimseye, Allah, lanet etsin! Lût kavminin amelini işleyen kimseye, Allah, lanet etsin!

“Lût kavminin amelini işleyen kimse, mel’undur!

Lût kavminin amelini  işleyen kimse, mel’undur!”‘

“Ümmetimden, Lût kavminin amelini  işleyerek ölen kimseyi, Allah, onların yanmakta l ve onlarla birlikte haşr eder!”

“Kimi, Lût kavminin amelini işler halde bulursanız, o fiili işleyeni de, kendisiyle

o fiil işleneni de, öldürünüz!”

“Üsttekini de, alttakini de, Recmediniz!

“İkisini de, Recmediniz!”´

Lût kavminin erkekleri, kadınlarla evlenmeyi de, bırakmışlardı.

Evlilerden, cinsî sapıklıklarını, karılarına da, uygulayanlar vardı.

Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, böyleleri hakkında da: “Karısının arkasından cinsî sapıklık yapan kimse, mel’undur!” buyurmuştur.

Lût Aleyhisselâmın Peygamberliği Ve Bazı Faziletleri:

Lût Aleyhisselâm; Allah tarafından, kendilerine yüksek Meziyyetler, Hüküm ve İlim verilen Peygamberlerdendi.

Yüce Allah, onu, küfürleri ve ahlaksızlıkları dillere destan olan Sedum ve diğer dört şehir  halkına, Peygamber olarak gönderdi.

Lût Aleyhisselâm, onların içinde yirmi dokuz yıl kadar kaldı.

Onları, bir  olan Allah’a  ibâdete ve  yapa geldikleri haksızlık ve ahlaksızlıkları bı­rakmaya davet etmekten´, davetini, kabul ve tevbe etmedikleri takdirde aza­ba uğrayacaklarını haber vermekten geri durmadı.

 

 

[/accordion]
[accordion title=”KUR’ÂN-I KERİMİN LÛT KAVMİ HAKKINDAKİ AÇIKLAMASI“]

 

Kur’ân-ı Kerimin Lût Kavmi Hakkındaki Açıklaması:

Lût:

“Şüphesiz ki, ben, size (gönderilmiş) emîn bir Peygamber’im!

Artık, Allah’dan korkunuz ve ban a itaat ediniz!

Ben, buna karşılık, sizden hiç bir ücret istemiyorum.

Benim mükâfatım, âlemlerin Rabb’ından başkasına âit değildir.

Siz, Rabb’inizin, sizin için yarattığı zevcelerinizi bırakıp ta, insanların içinden er­keklere mi gidiyorsunuz?!

Hayır! (siz, helaldan, harama) tecavüz eden bir kavimsiniz!  Siz, sizden önce, âlemlerden hiç birinin yapmadığı hayâsızlığı mı yapıyorsunuz?!  Demek siz, kadınları bırakıp ta, şehvetle erkeklere yanaşıyorsunuz ha!? Meğer, siz, haddi aşan bir kavimmişsiniz!

“Siz, gerçekten, öyle hayasızlığı (meydana) getiriyorsunuz ki, sizden önceki, âlem­lerden hiç biri, bunu, yapmamıştır!

Siz, mutlaka, erkeklere gidecek, yol kesecek, toplantı yerinde, meşru olmayanı, yapıp duracak mısınız?!” dedi.

Onlar:

“Ey Lût! Sen (bu dâvadan) vaz geçmezsen, and olsun ki: mutlaka (memleketi­mizden kovulup) çıkarılanlardan olacaksın!” dediler.

(Lût) Onlara:

“Siz, gözünüz göre göre, hâlâ, o kötülüğü, yapacak mısınız?!

Gerçekten, siz, kadınları bırakıp da, şehvetle mutlaka, erkekJere  yanaşacak mısınız?!

Hayır! Siz, beyinsizlikte devam ede gelen bir kavmsiniz!” dedi.

(Buna karşı) kavminin cevabı:

“Lût Hanedanını, memleketinizden çıkarınız!

Çünkü, onlar, temizliğe zorlar insanlardır! “[49]

“…..Eğer, sen, doğru söyleyenlerden isen, Allanın (bizi tehdid ettiğin) azabını

getir bize!” demelerinden başka (bir şey) olmadı.[50]

De ki:

“Yâ Rab! O fesadcılar gürubuna karşı, bana yardım et![51]

[/accordion]
[accordion title=” LÛT KAVMİNİ HELAK ETMEĞE GİDEN ELÇİ MELEKLER” ]

Lût Kavmini Helak Etmeğe Giden Elçi Meleklerin İbrahim Aleyhisselâma Uğramaları:

Sedum’un azgın halkı, Lût Aleyhisselâmı, yalanladılar. Kibir ve gururlarını artırdıkça, artırdılar.[52]

Yüce Allah, Lût Aleyhisselâmın duasını kabul edip[53] Resulüne yardım ve se-dum halkını helak etmeyi, irâde buyurduğu zaman[54], Cebrail Aleyhisselâmı, iki Melekle[55]’ ki, Mîkâil ve İsrafil Aleyhiselâmlarla birlikte gönderdi.

Bu Melekler, genç ve güzel birer erkek suretinde yürüyerek gidip İbrahim Aley-hisselâma konuk oldular.[56]

Onlar; hem İbrahim Aleyhisselâma, İshak isminde bir oğlu doğacağını müjde­leyecekler, hem de, Lût kavmini helak edeceklerini haber vereceklerdi.[57]

Yüce Allah, bunu, Kur´ân-ı keriminde şöyle açıklar:

“And olsun ki: Elçilerimiz (Melekler), İbrahim´e müjde ile gelip Selâm! dediler.

O da: Selâm! dedi ve hiç eğlenmeden, bir buzağı (kebabını) getirdi.

(İbrahim, konukların) buna, ellerinin uzanmadığını görünce, onların durumundan, hoşlanmadı. Onlardan, kalbine bir nevi´ korku gizledi.

Onlar:

Korkma! Çünki, biz, Lût kavmine gönderildik!” dediler.[58]

(İbrahim):

“Ey gönderilen (Elçi)ler! Sizin işiniz (vazifeniz) nedir?” diye sordu.

(Elçiler):

“Gerçekten, biz, günahkâr güruhuna gönderildik![59]

“Biz, bu memleketin ahalisini helak edeceğiz!

Çünkü, onun ahalisi, zâlim oldular!” dediler.[60]

Vaktâ ki, İbrahimden o korku gitti. Kendisine, bir de, müjde geldi.

(Şimdi, o) Lût kavmi hakkında (adetâ) bizim (Elçilerimiz)le mücâdele ediyor (Lûtla ona iman edenlerin de, azaba uğrayacaklarını sanarak korkuyor, onlara acıyor)du.

Çünkü İbrahim gerçekten yumuşak huylu, yufka yürekli, kendisini, tamamıyla Allâha vermiş bir kişi idi[61]”

[/accordion]
[accordion title=”İBRAHİM ALEYHİSSELÂM’IN ELÇİ MELEKLERLE TARTIŞMASI“]

İbrahim Aleyhisselâmın Elçi Meleklerle Tartışması:

Elçi Melekler:

“Biz, şu kariyenin halkını, helak edeceğiz!

Çünki, oranın halkı, zâlim oldular!” dedikleri zaman, İbrahim Aleyhisselâm; onlara:

“Siz, bir  kariyeyi, içinde, dört yüz Mü’min bulunduğu halde, helak eder misi­niz?” diye sordu.

Elçi Melekler: “Hayır!” dediler. İbrahim Aleyhisselâm:

“Siz bir  kariyeyi, içinde, üç yüz Mü’min bulunduğu halde, helak eder misi­niz?” diye sordu.

Elçi Melekler: “Hayır!” dediler. İbrahim Aleyhisselâm:

“Siz, bir kariyeyi, içinde, iki yüz Mü’min bulunduğu halde, helak eder misiniz?” diye sordu.

Elçi Melekler: “Hayır!” dediler. İbrahim Aleyhisselâm:

“Siz, bir kariyeyi, içinde, yüz Mü’min bulunduğu halde, helak eder misiniz?” diye sordu.

Elçi Melekler: “Hayır!” dediler.[62] İbrahim Aleyhisselâm:

“Siz, bir kariyeyi, içinde, elli Müslüman bulunsa, ne  e dersiniz?´[63] Oradakileri, helak eder misiniz?” diye sordu.

Elçi Melekler:

“Hayır!”[64] O kariye halkının içinde, Müslümanlardan, elli kişi bulunsa, onla­ra, azab etmeyiz!” dediler.[65]

İbrahim Aleyhisselâm:

“Siz, bir kariyeyi,[66]´ içinde, kırk Mü’min bulunduğu halde, helak eder misi­niz?” diye sordu.

Elçi Melekler:

“Hayır!” dediler.[67]

İbrahim Aleyhisselâm:

“Siz, bir kariyeyi, içinde, otuz Müslüman bulunursa, ne  edersiniz?” diye sordu.

Elçi Melekler:

“Bir kariye halkının içinde, otuz Müslüman bulunursa, azab etmeyiz!” dediler.[68]

İbrahim Aleyhisselâm:

“Siz, bir  kariyeyi, içinde, on dört Mü’min bulunduğu halde, helak eder misi­niz?” diye sordu.

Elçi Melekler:

“Hayır!” dediler.[69]

İbrahim Aleyhisselâm:

“Siz, bir  kariyeyi, içinde, on Müslüman bulunursa, ne edersiniz?” diye sordu.

Elçi Melekler:

“Müslüman on kişi bulunursa da, azab etmeyiz!” dediler.

Bunun üzerne, İbrahim Aleyhisselâm:

“İçinde, on Müslüman bulunmayan ve hayr olmayan bir kavim yoktur!” dedi.[70]

“Elçiler, ona:

“Ey İbrahim! Ondan (bu mücâdeleden) vaz geç!

Çünkü, gerçek, şudur:

Rabb’inin emri gelmiştir.

Onlara, muhakkak, red olunmayacak bir azab çatıcıdır!” dediler.[71]

(İbrahim):

“Onların içinde Lût ta, var!” dedi.

Elçi Melekler:

“Biz, orada, kimin bulunduğunu, çok iyi bileniz!

Onu da, Ehlini de, muhakkak, kurtaracağız,

Yalnız, geride (azapda) kalacaklardan olan karısı müstesna!” dediler.[72]

 [/accordion]

[accordion title=”ELÇİ  MELEKLERİN  LÛT ALEYHİSSELÂM’IN  YURDUNA  GELİŞİ  VE  ONA KONUK  OLUŞU“]

Elçi Meleklerin Lût Aleyhisselâmın Yurduna Gelişi Ve Ona Konuk Oluşu:

Yüce Allah; Lût kavmini helak etmek üzere gönderdiği Meleklere:

“Lût, onlar aleyhinde dört defa şehâdette bulunursa, onları, helak etmenize izin verdim![73]

Lût, onlar aleyhinde dört[74] kerre şehâdette bulunmadıkça, onları, helak etme­yiniz!” buyurmuştu.[75]

Elçi Melekler; İbrahim Aleyhisselâmın yanından ayrılarak Lût Aleyhisselâmın kariyesine doğru gittiler. Gündüzün ortasında oraya vardılar.

Sedum ırmağına ulaştıkları zaman, Lût Aleyhisselâmın, Ev halkı için, su dol­duran kızı ile karşılaştılar: Ona:

“Ey genç kız! Konuk olunacak yer var mı?” diye sordular. Genç kız:

“Evet! Konuklanacağınız, şurasıdır.

Fakat, ben, gidip yanınıza gelinceye kadar, içeri girmeyiniz!” dedi. Gidip Babasına:

“Babacığım! Şehrin kapısı önündeki yiğitler, Senin yanına gelmek istiyorlar. Ben, onların yüzlerinden daha güzel yüzlüsünü görmüş değilim. Sakın, Senin kavmin, onları, yakalayıp kendilerine bir rezillik yapmasınlar!” dedi. Lût kavmi, erkek konuk kabul etmekten, Lût Aleyhisselâmı, men etmişler, ona: “Sen, aramızdan çekil! Erkekleri, biz konuklayacağız!” demişlerdi.[76]

Lût Aleyhisselâm; genç konukları, içeriye gizlice almış, onlardan, hiç kimsenin haberi olmamıştı.

Fakat, Lût Aleyhisselâmın karısı, gidip bunu, kavmine haber verdi ve:

“Lût’un evinde, öyle genç erkekler var ki, ben, şimdiye kadar, ne onlar gibisi­ni, ne de, onların yüzlerindeki güzelliğin bir benzerini[77] ve kendilerinden yayı­lan güzel kokudan daha güzelini´[78] görmüş değilim!” dedi.

Elçi Melekler, Lût Aleyhisselâma:

“Biz, bu gece, sana, konuk olmak istiyoruz![79]

Biz, bu gece, sana, konuk’uz!” dediler.[80]

Lût (Aleyhisselâm):

“Her halde, siz, yabancı, tanınmamış  bir cemâatsiniz?” dedi.[81]

“…..O, bunlar yüzünden, kaygıya düştü. Bunlar yüzünden, göksü daraldı ve (ken­di kendine): bu, çetin bir gündür! dedi.´[82]

Lût Aleyhisselâm, onlara:

“Siz, bu kariye halkının, ne yaptığını, biliyor musunuz?[83]

Siz, onların işini, işittiniz mi?” dedi.

Elçi Melekler:

“Ne imiş onların işi?[84] Ne yapıyormuş onlar?” diye sordular.[85]

Lût Aleyhisselâm:

“İnsanlar içinde, onlardan daha kötü bir kimse yoktur![86]

Ben, yer yüzünde, kötü iş işlenen yer olarak onların kariyesinden daha kötüsü bulunmadığına şehâdet ederim![87]

Vallahi, ben, yer yüzünde, onlardan daha habîs insanlar bulunabileceğini bil­miyorum!” dedi ve bu sözünü, dör[88] kere tekrarladı ve kavmi aleyhinde şeha-dette bulunmuş oldu.

Melekler, Lût Aleyhisselâmla birlikte eve girdiler.[89]

[/accordion]
[accordion title=”LÛT ALEYHİSSELÂM’IN BAŞI DERTTE “]

  Lût Aleyhisselâmın Başı Dertte:

“Şehir halkı, sevine sevine geldi.[90] Lût Aleyhiselâmın evini, her taraftan kuşattılar.[91] Lût Aleyhisselâm, kapıyı kapadı.

Elçi Meleklerle kendisi, içeride bulunuyor, kapının arkasından, onlarla münâ­kaşa ediyor, tartışıyor, içeriye girmemeleri için, onlara and veriyor[92], yalvarıyordu.[93]

Sedumlular ise, eve inmeye, girmeye çalışıyorlardı.[94]

Lût Aleyhisselâm:

“Ey kavmim!”[95]

“Gerçekten, bunlar, benim konuklarımdır.[96]

“Beni, konuklarımın yanında rüsvay etmeyiniz! [97]

“Allah´dan korkunuz! Beni, tasalandırmayınız! [98]

“Eğer (dediğinizi) yapıcılar iseniz… [99]

“…..işte, kızlarım! Sizin için, onlar, daha temizdir. (Onlarla, evleniniz.)

Allâh´dan korkunuz! Beni, konuklarımın içinde, küçük düşürmeyiniz!

Sizin içinizde, aklı erer, doğru yolu gösterir bir adam da, yok mudur?!” dedi.[100]

Onlar:

“Biz, seni, il´e âleme (bizim bu gibi işlerimize) karışmaktan, men etmedik

mi?” [101]

And olsun ki: -senin de, bildiğin üzere- bizim, senin kızlarınla hiç bir hakk (ve ilgi)ımız yoktur.

Sen, bizim ne istediğimizi, elbette, bilirsin!” dediler. (Lût):

“Ya size (yetecek) bir gücüm olsaydı, ya da, sarp bir kaleye sığınabilsey-

din[102]´”

“Ben, sizin, bu yaptığınıza, elbette buğz edenlerdenim!

Ey Rabb’im! Beni ve Ehlimi, onların yapageldikleri (bu kötülüğün azâbın)dan kur­tar!” dedi. [103]

Elçi Melekler, Lût Aleyhisselâmın sıkıntıya ve zahmete uğradığını görünce,

ona[104]

“Ey Lût! Emîn ol ki: biz, Rabb’inin Elçileriyiz!

Onlar, sana, kat’iyyen dokunamazlar!

Sen, hemen, gecenin bir kısmında ailenle yürü! (yola çık!)

İçinizden, hiç biri geri kalmasın!

Yalnız, karın müstesnadır!

Çünkü, onlara isabet edecek (azab), hiç şüphesiz, ona da, çarpacaktır!

O halde, gecenin bir kısmında aileni, yürüt.

Sen de, arkalarından git!

Sizden, hiç kimse ardına dönüp bakmasın!

Emrolunacağınız yere geçip gidiniz[105]

Onlara, va´d olunan (helak) vakti, sabah vaktidir.

Sabah vakti de, yakın değil midir?” [106]

Kapıyı, aç! Sen, bizi, onlarla başbaşa bırak!” dediler. [107]

Lût Aleyhisselâm, kapıyı, açınca[108], Sedumlu azgınlar, içeri daldılar. Elçi Me­leklerin yanına girdiler. [109]

Elçi Meleklere, kötülük yapmaya kalkıştılar. [110]

Cebrail Aleyhisselâm, Sedumlu azgınları, cezalandırmak için, Rabbinden, izin istedi.

İzin verilince, Cebrail Aleyhisselâm, kanadını, onların yüzlerine çarpıp hepsi­nin gözlerini, silme kör etti!

Onlar, hemen geri döndüler:

“Ey Lût! Sen, bize Sihirbazlar getirdin! Bizi, senin gibi, sihirledin! [111]

Hele, sabaha bir çıkalım! [112]

Yine, döneriz!” [113] diyerek Lût Aleyhisselâmı, tehdid ediyorlar[114], aynı za­manda, birbirilerini çiğneyerek kör bir halde dışarı çıkmaya´[115], tutunmak için du­varları bulmaya çalışıyorlar[116], fakat ne gidecekleri yolu biliyorlar, ne de, ken­dilerine evleri gösteriliyordu! [117]

“Kör olduk! Kör olduk!

Yer yüzündeki halkın en Sihirbazları, Lût’un evindedir!” diye söyleni­yorlardı. [118]

[/accordion]
[accordion title=” LÛT KAVMİNİN HELAK EDİLİŞİ “]

 Lût Kavminin Helak Edilişi:

Lût kavminin kötü tutum ve davranışları ve helak edilişleri, Kurân-ı kerimde şöy­le açıklanır:

“Ona (Lût’a) şu (kesin) emri Vahy ettik:

Sabaha çıkarlarken, onların, arkası, muhakkak, kesilmiş olacaktır! [119]

“Lût kavmi, (kendilerini azabla) korkutan (emir)leri, yalan saydılar. [120]

“And olsun ki: (Lût), onlara (kendilerini) azabla yakalayacağımızı da, haber vermişti.

Fakat, onlar, bu korkutmaları, şüphe ile yalanladılar. [121]

“Hayatına yemin ederim ki: onlar, sarhoşlukları (azgınlıkları) içinde, muhakkak, serseri bir halde idiler.[122]

“And olsun ki: onlar, konuklarına (bile) kötülük yapmayı kast etmişlerdi.

Biz de, gözlerini, silme kör ediverdik!

İşte, azabımızı ve tehdidlerimizi (n akıbetini) tadınız!” (dedik) [123]

“And olsun ki: onlara, bir sabah (yakalarını) asla bırakmayacak olan bir azab baskın yaptı.

İşte, (dedik) tadınız benim azabımı ve tehdidlerimin akıbetini!” [124]

“Onları, Işrak vaktine girdikleri sırada, o (korkunç) sayha (çığlık), birden yakala-yıverdi!

Hemen (şehirlerinin) üstünü, altına getirdik!

Tepelerine de, balçıktan pişirilmiş bir taş (yağmuru) yağdırdık! “[125]

Vaktâ ki, azab emrimiz geldi. (O memleketin) üstünü, altına getirdik! Tepelerine de, balçıktan pişirilmiş, istiflenmiş taşlar yağdırdık ki, onlar, Rabb´inin katında hep damgalanmış/ardı. Onlar, zâlimlerden uzak değildir.” [126]

“Onların üzerine, bir (azab) yağmuru yağdırdık.

İşte, bak! Günahkârların sonu, nice olmuştur! [127]

“Allah, küfredenlere Nuh’un karısı ile Lût2un karısını misal olarak gösterdi:

Onlar, kullarımızdan iki iyi kulun (nikâhı) altında idiler.

Böyle iken, hainlik ettiler de (o iki zevç) onları, Allah’ın azabından hiç bir şeyle kurtaramadılar. Onlara (o iki kadına): “Ateşe girenlerle birlikte siz de, giriniz!” denildi. [128]

“O (şehrin harabeleri[129] gerçekten, (herkesin görebileceği işlek) bir yol üstün­de (hâlâ) durucudur!”

“Bunda, iman edenler için, muhakkak, bir ibret vardır. “[130]

“And olsun ki: aklını, kullanacak bir kavim için, biz, oradan, apaçık bir nişâne(´ bırakmışız. [131]

[/accordion]
[accordion title=”LÛT ALEYHİSSELÂM’IN  KARISININ HELÂKI VE KENDİSİNİN VEFATI“]

 Lût Aleyhisselâmın Karısının Helaki:

Lût Aleyhisselâmın karısı, duyduğu korkunç bir gürültü üzerine arkasına dönüp: “Vaah kavimciğim!” diyerek açındığı sırada, Yüce Allah, gönderdiği şeyle[132], taşla[133] onu da, helak edip[134] özlediği kavmine kavuşturdu. [135]

Lût Aleyhisselâmın imansız karısının adı, Vâhile idi. [136]

Lût Aleyhisselâmla Ev Halkının Şam Taraflarına Gidişi:

Seher vakti olunca, Yüce Allah, Lût Aleyhisselâm ile Ev halkını, Şam´a doğru yollandırdı.[137]

Lût Aleyhisselâmın Filistinde Oturuşu Ve Vefatı :

Lût Aleyhisselâm; vefat edinceye kadar, Şam-Filistin toprağında, Amcası İbra­him Aleyhisselâmla birlikte oturdu.

İbrahim Aleyhisselâm; Lût Aleyhisselâmın kızı ile, Medyen b.İbrahim´i evlendirdi.

Yüce Allah, onun neslini de, bereketlendirdi; Medyen halkı, onlardan hâsıl oldu. [138]

Lût Aleyhisselâmın, kavminin helakinden yedi yıl sonra vefat ettiği de söylenir.

Lût Aleyhisselâmın, Hz.Şâre ile İbrahim Aleyhisselâm ve oğullarının gömüldük­leri kabirlerinin civarında, İbrahim Aleyhisselâma aid Yakîn diye anılan Mescid’e bir fersah kadar uzaklıkta bulunan köydeki kabrine gömüldü. [139]*

Ona ve gönderilen bütün Peygamberlere Selâm olsun![140]

[/accordion]
[accordion title=”KAYNAKÇA“]

  [1] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.54, Taberî-Tarih c.1,s.125, Sâlebi-Arais s.102, Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.13O, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.100.

[2] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.54.

[3] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.54, İbn.Kuteybe-Uyûnül´ahbar c.1,s.314, Yâkubî-Tarih c.1,s.24, Taberî-Tarih c.1,s.125,

Hâkim-Müstedrek c.2,s.561, Sâlebî-Arais s.102, Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1 ,s.15O, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s. 100.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/245.

[4] Beyhakî-Delâilünnübüvve c. 1 ,s.29O, Zehebî-Tarihulislam-Sîretünnebî s.531, Muhyiddin b.Arabî-Muhâdaratülebrar c.1,s. 103, Hâkimden naklen Ebülfida-Tefsir c.2,s.252, Süyûti-Hasâisülkübrâc.2,s.129, Diyar.8ekri-Hamîsc.1,s.22.

[5] Hâkim-Müstedrek c.2,s.561-562.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/245.

[6] Mîr Hâvend-Ravzatussafa Terceme s.174.

[7] Taberî-Tarih c.1,s.125, Sâlebî-Arais s.78-79, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.150, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.118.

[8] Harran´a, Lut Aleyhisselâmın babası Haran´dan dolayı Harran ismi verilmiştir. (İbn.Kuteybe-Uyûnül´ahbar

c.1,s.314).

[9] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.46, Taberî-Tarih c.1,s.159-160.

[10] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.46, İbn.Kuteybe-Maarif s.15, Taberî-Tarih c.1,s.16O.

[11] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.46, Taberî-Tarih c.1,s.125.

[12] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.46, Taberî-Tarih c.1,s.125, Sâlebî-Arâis s.80, İbn.Esîr-Kâmil c.1, s.102.

[13] Mes´ûdî-Ahbaruzzaman s.201-202.

[14] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.46-47, Taberî-Tarih c.1,s.127.

[15] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.47, Taberî-Tarih c.1,s.127, Sâlebî-Arais s.80, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.102.

[16] Taberî-Tarih c.1,s.127, Sâlebî-Arais s.80, Yâkut-Mûcemülbüldan c.4,s.373, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O2.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/245-246.

[17] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.47, Taberî-Tarih c.1,s. 127, Sâlebî-Arais s.80-81.

[18] (*) Lut Aleyhisselâmın Yerleştiği Sedum (Yâkut-Mucemülbüldan c.3,s.20O) Şam ile Medine arasındadır. (Taberî-Tarih c.1,s. 157)

Mü´tefike diye anılan beş şehirden mürekkep olup en büyüğü Sedumdu.

Rivayete göre: dört şehirden her birinde yüzer bin nüfus vardı (Taberî-Tarih c.1,s.156-158, Hâkim-Müstedrek c.2,s.562, Sâlebî-Arais s.106, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.152, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.122).

[19] Yâkubî-Tarih c.1,s.24-25, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.152, İbn.Haldun-Tarih c.2,ks.1,s.36.

[20] Yâkubî-Tarih c.1,s.25.

[21] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.152-153, İbn.Haldun-Ta.c.2,ks.1,s.36.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/246.

[22] Hâkim-Müstedrek c.2,s.562

[23] Taberî-Tarih c.1,s.151-152, Sâlebî-Arais s.101, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.118, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.178.

[24] Yâkubî-Tarihc.1,s.25

[25] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.178

[26] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,s.317, Münzirî-Ettirgib vetterhib c.3,s.287

[27] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,s.317, Tirmizî-Sünen c.4,s.58, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.153, Münzirî-

Ettergîb vetterhîb c.3,s.286

[28] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,s.317, Münzirî-Ettergıb vetterhib c.3,s.286

[29] Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.153, Süyûtî-Câmiüssagir c.2,s.181

[30] Ebû Davud-Sünen c.4,s.158, Tirmizî-Sünen c.4,s.57, ibn.Mace-Sünen C.2.S.856

[31] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,s.300, Ebu Davud-Sünen c.4,s.158, Tirmizi-Sünen c.4,s.57, İbn.Mace-Sünen

c.2,s.856 Hâkim-Müstedrek c.4,s.355

[32] Ebu Davud-Sünen c.4,s.158, ibn.Mace-Sünen c.2,s.856

[33] Ebu Davud-Sünen c.4,s.158, İbn.Mace-Sünen c.2,s.856, Hâkim-Müstedrek c.4,s.355.

[34] Yâkubî-Tarih c.1,s.25.

[35] Âiî-Künhüi´ahbar C.2.S.169.

[36] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2,s.444, Ebu Davud-Sünen c.4,s.249, Begavi-Mesabihussünne c.2,s.23

* Meallerini sunduğumuz Hadis-i şerifler; son zamanlarda, bazı İslam düşmanlarınca, eş cinselliğin, Islamiyette kabul gördüğü hakkında yapılan iddia ve iftiranın, ne kadar yersiz ve tutarsız olduğunu göstermeğe yeterdir.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/246-248.

[37] En´am: 86

[38] Enbiyâ: 74.

[39] Taberî-Tarih c.1 ,s.151, Mes´ûdi-Murucuzzeheb c.1 ,s.45, Hâkim-Müstedrek c.2,s.562, Sâlebî-Arais s.103, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.118.

[40] Sâffât: 133, Taberî-Tarih c.1,s.1S1, Hâkim-Müstedrek c.2,s.562, Sâlebî-Arais s.103, ibn.Esîr-Kâmil C.1.S.118.

[41] Mes´ûdî-Murucuzzeheb c.1,s.46, Hâkim-Müstedrek c.2,s.562.

[42] Hâkim-Müstedrek c.2,s.562, Ebülferec Ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.15O, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.118, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s. 178.

[43] Taberî-Tarih c.1,s.152, Sâlebî-Arais s.103, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.118.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/248.

[44] Şuarâ: 162.

[45] Araf: 80-81.

[46] Ankebût: 28.

[47] Şuarâ: 163-167.

[48] Nemi: 54-55.

[49] Nemi: 56.

[50] Ankebût: 29.

[51] Ankebût: 30.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/248-249.

[52] İbn.Haldun-Tarih c.2,ks.1,s.36

[53] Şâlebî-Arais s.103, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.178.

[54] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.118.

[55] Taberî-Tarih c.1,s.153, İbn.Esir-Kâmil c.1,s.118.

[56] Taberî-Tarih c.1,s.153, Salebî-Arais c.103, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.118.

[57] Taberî-Tarih c.1,s.153, Sâlebî-Arais s.103, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.119, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.178.

[58] Hûd: 69-70.

[59] Hıcr: 58.

[60] Ankebût: 31.

[61] Hûd: 74-75.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/249-250.

[62] Taberî-Tarih c.1,s.153, Sâlebi-Arais s.103, Ebülferec ibn.Ceyzî-Tabsıra c.1,s.151.

[63] İbn.Ebî Şeybe-Musannef C.11.S.524, Taberî-Tarih C.1.S.153, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.119.

[64] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.524.

[65] Taberî-Tarih c.1,s.153, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.119

[66] Taberî-Tarih c. 1 ,s.153, Sâlebi-Arais s. 103, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c. 1 ,s. 151, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.179.

[67] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.524, Taberî-Tarih c.1,s.153, Ebülferec İbn.Cevzi-Tabsıra c-1.s151, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.179.

[68] Taberî-Tarih c.1,s.153, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.119

[69] Taberî-Tarihc.1,s.153, Sâlebî-Araiss.103, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsırac.1,s.151, Ebülfida-Elbidaye vennihaye C.1.S.179.

[70] Taberî-Tarih c.1,s.153, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.119.

[71] Hûd: 76.

[72] Ankebût: 32.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/250-252.

[73] Taberî-Tarih c.1.s. 154.

[74] Veya üç kere (İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.523).

[75] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.523, Taberî-Tarih c.1,s.154, Sâlebî-Arais s.104, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.120.

[76] Taberi-Tarih c.1 ,s.154, Hâkim-Müstedrek c.2,s.563, Sâlebî-Arais s.104, ibn.Esîr-Kâmil c.1 ,s.12O, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s. 179-180.

[77] Taberî-Tarih c.1 ,s.154, Hâkim-Müstedrek c.2,s.563, Sâlebî-Arais s.104 İbn.Esîr-Kâmil c.1 ,s.12O, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s. 179-180.

[78] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.524.

[79] Taberî-Tarih c.1,s. 154.

[80] Taberî-Tarih c.1,s.154, Sâlebî-Arais s.104, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.12O.

[81] Hıcr: 62.

[82] Hûd: 77.

[83] ibn.EEbî Şeybe-Musannef c.11,s.524, Taberî-Tarih c.1,s,154, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.12O.

[84] Taberî-Tarih c.1,s.154, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.12O.

[85] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11.S.524.

[86] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.524.

[87] Taberî-Tarih c.1,s.154, Sâlebî-Arais s.104.

[88] Veya üç kere (İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.524)

[89] Taberî-Tarih c.1,s.154, Sâlebî-Arais s.104, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.12O

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/252-254.

[90] Hıcr: 67

[91] Taberî-Tarih c.1,s.156

[92] Sâlebî-Arais s.105.

[93] Taberî-tarih c.1,s.157.

[94] Sâlebî-Arais s.105, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.152.

[95] Taberî-Tarih c.1,s.157 .

[96] Hıcr: 68.

[97] Hıcr: 68, Taberî-Tarih c.1,s.157.

[98] Hıcr: 69.

[99] Hıcr: 71.

[100] Hûd: 78.

[101] Hıcr: 70.

[102] Hûd: 79-80.

[103] Şuarâ: 168-169.

[104] Sâlebî-Arais s. 105, Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.152.

[105] Hıcr: 65.

[106] Hûd: 81.

[107] Sâlebî-Arais s. 105, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.152.

[108] Sâlebî-Arais s.105, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.152, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.121

[109] Taberî-Tarih c.1,8.156, Salebî-Arais s.105, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.152, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.121

[110] Kamer: 37

[111] Taberî-Tarih c.1,s.156, Sâlebî-Arais s.105

[112] Taberî-Tarih c.1,s.156, Sâlebî-Arais s.105, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1s.152.

[113] Taberî-Tarih c.1,s.157.

[114] Sâlebî-Arais s.105, Ebülferec-Tabsıra c.1,s.152.

[115] Taberî-Tarih c.1,s. 156, Hâkim-Müstedrek c.2,s.563, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.121.

[116] Taberî-Tarih c.1,s.155.

[117] Sâlebî-Arais s.105.

[118] Taberî-Tarih c.1,s. 156, Hâkim-Müstedrek c.2,s.563, Sâlebî-Arais s.105, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.153, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.121.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/254-256.

[119] Hıcr: 66.

[120] Kamer: 33.

[121] Kamer: 36.

[122] Hıcr: 72.

[123] Kamer: 37.

[124] Kamer: 39.

[125] Hıcr: 73-74.

[126] Hûd: 82-83.

[127] Ârâf: 84.

[128] Tahrim: 10.

[129] Mes´ûdîye göre: Hicretin 332. yılında Lut kavminin yurdu, harap bir halde mevcud olup oralarda hiç bir kimse bulunmamakta, yerlerde de, damgalanmış, siyah, parlak taşlar görülmekte idi. (Mes´ûdî-Murucuzzeheb c.1,s.46).

[130] Hıcr: 76-77.

[131] Ankebût: 35.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/256-257.

[132] Taberî-Tarih c.1,s.155, Sâlebî-Arais s.106, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.121, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.182, Diyar.Bekri-Hamis c.1,s.87

[133] Diyar.Bekrî-Hamîs c.1,s.87

[134] Taberi-Tarih c.1,s.155, Sâlebî-Arais s.106, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.121- Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.182, Diyar.Bekrî-Hamis c.1,s.87

[135] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.182

[136] İbn.Habib-Kitabülmuhabber s.383.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/258.

[137] Taberi-Tarih c.1,s.156, Hâkim-Müstedrek c.2,s.563, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.121

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/258.

[138] İbn.Haldun-Tarih c.2,ks.1,s.37,38,44

[139] Mir Havend-Ravzatussafa Terceme s.174, Âlî-Künhül´ahbar c.2,s.173

* Bir Fersah: üç Mil´dir.

Bir Mil: dört bin Zira´dır.

Bir Zira´: yirmi dört Parmak´tır.

Bir Parmak: birinin karnı, diğerinin arkasına gelmek üzre altı tane Arpa enidir.

Bir Arpa eni: katır kuyruğunun, yanyana dizilen altı teli kadardır.

(Mir Havend-Ravzatussafa Terceme s.65)

[140] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/258.

 [/accordion]

[/accordions]

 

 

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı