MEHMET KAYALAR

MEHMET KAYALAR KALAMIŞ MEKTUPLARI-3

image-11

 

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

    İnsanoğlu ekseriyetle men edilen bir hususla ve bir emirle meşgaleyi hilkatindeki istical vasfının bulunması hasebiyle adeta zevk telakki eder.

   İnsan, tab’ındaki bu istical hasleti ile kendini vazife, salahiyet ve idrak dışı çıkaracak bir mahiyet kesb ederek karanlık yollara suubetli güzergahlara düşmesini netice verir.

 

          Şairin:

          İdraki meali bu küçük akla gerekmez.

          Zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez.

 

    Beytinin hakikatına maa’sadak olur.

 

   İman, ekser umurda gaybi tasdik olduğundan adem oğlu istical ve lüzumsuz taharri yüzünden, ekseriyetle böyle sukutlara maruz kalıyor.

Sadrı İslamdan beri kader meselesi asırlar boyu işsiz güçsüz anlayış ve mesuliyetten mahrum insanlar nezdinde cayi sual olmuş.

Zatı Risalet Penah Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vessellem Hadisi Nebevilerinde;

 

       “Ashabım, mevzubahs olduğu vakit,  sükut ediniz.

        Kader,  mevzubahs  edildiği  vakit,  sükut ediniz.

        Nücum, mevzubahs edildiği vakit,  sükut ediniz.”

 

    Emr-i nebevileri şeref sudur olduğu halde, fırakı-daalle ve cühela takımı yine bu türlü sual ve cevap mevzularını daima eşelemişler.

Eimme-i din, emrin kat’iliğine rağmen, avam-ı nasın itikatlarına halel gelmemesi kastiyle böyle suallere cevabı-kati verdikleri halde; erkani imaniyeyi inkar eden ehli ilhad ve zanadıkanın tahrikleri ile olsa gerek ki aynı mesele durmadan devretmiş, Adem oğlunun yaşı ile beraber yürümüş gelmiş.  Bu mes’eleyle uğraşanların ekseriyeti ; Ya mezhebi Cebriyenin bu asırdaki garip mukallitleri ve hataların, cinayetlerin sahipleri olan biçarelerin Veyahutta; kendilerini fiillerinin Halikı telakki ederek ve i’tizal mezhebinin bu asırdaki firavun meşreb garip mukallitlerinin eseridir.

 

     Lakin ne acip bir haldir ki; bu tip insanlar bukalemun gibi renk değiştiren bir eda taşıyorlar ki şer, hata ve cinayet irtikab ettikleri vakit, hata ve cinayetlerini kadere yüklemek sureti ile kendilerini temize çıkarmak gayreti içinde bulunurlar.

    Aynı zümrenin hayra ma’tuf bir harekete vesile oldukları vakit ise; o hayrın bizzat sahip ve mübdii olduklarım ilan ile fıravuni bir eda gösterdikleri pek çok görülen garip hadiselerdendir.

   İki kutup arasında cirit oynayan bu maskara meşreb eşhasın gülünç haline, acınacak efaline, teessüf etmemek mümkün değildir.

Halbuki bedahat kesbeden mesele şudur; Kuran, ehadis ve ehli sünnetin icmaı katisi; kuldan sadır olan şer ve hatalar kişinin iradesiyle vücud buluyor. Bundan dolayıdır ki; Kanuni İlahi, hatta beşeri müeyyideler cinayet erbabının tecziyesine hükm ediyorlar.

Böyle olduğu halde hayra matuf bil cümle hareketler kişinin tahtı irade ve ihtiyarında olmayıp Halikı Zül-Celalin, doğrudan doğruya ihsan ve ikramı ile oluyor. Alemlerden bize ihsan edilen bütün bilcümle nimetler gibi.

    Biz ehli iman yukarıdaki hadisin medlûl ve munifine teb’aen her türlü vesileleri izah ve tefsirden sarfı nazar ederek selefin beyanları ile iktifa ettik.

     Ama senin hatırına bir ilkaat ile (niçin bu kısmet ve takdir böyle olmuştur? ) hatırası varid olursa o zaman senin lisanın licamı-men’iyle, ilcam olunur. Ve size derlerler, sakit ol, sesini çıkartma zira ;

لا يُسْأَلُ عَمَّايَفْعَلُ وَهُمْ يُسْأَلُونَ

Semavi kılıncı kafanı kopartır.

Evet müm’in, ALLAH’A (C.C.), ahirete ve erkani imani­ye­ye inanan kimse;

“Kader zikrolunğunda vakit kelamdan imsak edin.”

Hakikatına ittiba eder.

Şu noktanın bilinmesi lazımdır ki; ben şu kimseyi ikna edeyim de, iman etsin diyen gayretkeş adam, “Allah’ın (C.C.) hidayete getirdiğini kimse idlâl edemez ve Allah’ın (C.C.) idlal ettiğini de kimse hidayete getiremez” hakikatini bilmeli…

Senin vazifen sade tebliğdir te’sir değildir. İrade ettiği tarzda te’sir Allah’ın (C.C.) vazifesidir. Vazifeni yap, haddi tecavüz etme.

Asırları niza’larla dolduran ehli fitne ve fesadın, fesatlarını Allahu Zül-Celale havale et. Onların, fırakı-dallenin, Mu’te­zi­le ve Cebriye taifelerinin bu hezeyanları ve büyük imamları; İs­lamın dahi muhakkik ve asfiyasından en şedid tarzda aldıkları cevap ile darbe-i makus ile yere serilmiştir.

İstersen ehli sünnetin dahi imamı İmam-ı Ebul-Hasan-el Eş’ari ile mu’tezilenin acib imamı Ebu Ali Cibai’nin hikayesini dinle.

Şöyle ki:

Bir gün muktedai ehli sünnet olan Ebul Hasan-El Eş’ari, mutezilenin imam-ı Ebu Ali Cibai ile karşılaştılar. Münazara esnasında İmam-ı Eşari, Cibaiye şöyle bir sual tevcih etti?

 

Üç kardeş vefat ettiler

Büyüğü, mü’min ve muttaki,

Ortancası kafir fasık şak’i idi.

Küçüğü ise haddi buluğa vasıl olmadan vefat etti.

    Halleri ne olur? 

 Ebu Ali Ciba’i cevaben dedi:

Zahid olan kardeş derecatta, kafir olan derekatta’dır.

 Çünkü mut’i olana sevab, asi’ye ise, ikab, Cenabı Hakkın üzerine vacibtir. Fakat küçük olan kardeş ise selamettedir. Ne musab nede müakab olur dedi.

Bunun üzerine İmam-ı Eşari dedi: Eğer küçük Cenabı Haktan büyük derece taleb ederse.?

Ciba’i dedi:

Cenabı-Hak o çocuğa buyururlar ki cennette derecat, taatin semeresidir. Senden taat sadır olmadı..

Eş’ari dedi: eğer küçük olan derse ki bende naks ve taksir yoktur, eğer beni büyük oluncaya kadar dünyada bıraksaydın ben de sana mut’i olur cennete dahil olurdum……

Buna karşı Ciba-i dedi: o zaman Hak Teala der ki;

Ben senden a’lem’im (daha çok biliciyim.) ki eğer sen büyük oluncaya kadar dünyada’ kalsan isyan üzerine azabı elime müstehak olur, derekatı cahimde kalırdın. Şimdi sana aslah olan küçük iken vefat etmektir.

İmam-ı Eşarı dedi:

Eğer asi olup azabı elimde mukim olan, derekatı-nar ve cehimin tabakaları içindeki, nida edip derseki:

Ya ilahel-Alemin, Ya Erhamerrahimin! niçin kardaşımın mas-lahatına riayet ve onu hıfz ve himaye eyledin ve beni eylemedin, sen â’lem idin ve biliyordun ki bana daha aslah olan küçük iken vefat edip maasiri sair ve cehennem olmaya idim..?

Ya o zaman da Cenabı Hak ne cevap verir? ..

Bunun üzerine Ciba-i cevabtan aciz kalıp mebhud oldu. Ve Hakkın karşısında mağluben boyun eğdi…

Bu hikayeyi kader meselesi üzerinde ehli sünnet vel-ce­meaat allemeleri nasıl meşgul olmuşlar ve karşılarındaki mu’te­zile ile cebriye taifelerini ne suretle tarumar ettiklerine bir delil olmak üzere, şuur, akıl ve im’an erbabının nazarlarına serdik.

 

    Tevfik ve hidayet ancak Halıki ZülCelaldendir.

 

                                                                          

 

اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ طَبَ الْقَلُوبَ وَدَوَائِهَا وَعَافِيَتَ الابدان وَشِفَائِهَا وَنُورالابصسار وضيائِهاَ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلِّمْ

                                         MEHMED KAYALAR 

* Mehmed KAYALAR Hazretleri Kış Mevsimlerinde İstanbul- Kadıköy/Kalamışta ikamet ederlerdi. Talebelerine buradan yazdığı mektuplarını KALAMIŞ MEKTUPLARI diye isimlendirmiştir.

 

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı