AHLAK

Peygamberimiz & Ehl-i Beyt Işığında İhlas

İhlas; riyanın, gösterişin zıddı. Amellerin gösteriş ve riya şaibelerinden uzak, sırf Allah için olmasına denir.

Faziletlerin temel dayanağı, itaatin özün, ibadetin ana maddesi, amellerin sahih ve Yüce Mevla katında kabul görmesinin kriteri ihlastır.

İslâm şeriatı ihlasa büyük önem vermiş, bu karakteri akıla ululamıştır. Onun üstünlüğünden övgüyle sözetmiştir. İnsanları bu karakteri edinmeye teşvik etmiştir. Birçok âyette ve rivayette, ihlaslı olmayı pren­sip edinenlerin söz ve davranışları kutlanmaştır.

Yüce Allah şöyle buyurur:

“Kim Rabbine kavuşmayı arzu ediyorsa, salih amel işlesin ve Rabbine iba­dette hiç kimseyi ortak etmesin.” (Kehf, 110)

“Dini yalnız kendisine halis kılarak Allah’a kulluk et. iyi bil ki, halis din

yalnız Allah’ındır.” (Zümer, 2-3)

“Oysa kendilerine, dini yalnız Allah’a Wis hılmalan emredilmişti” (Beyyine, 5) Resulullah efendimiz’sav] şöyle buyurur: “Kim kırk gün ihlaslı olarak

Allah’a kulluk ederse. Yüce Allah hikmet pınarlarını kalbinden lisanına akıtır.” İmam el-Cevad şöyle der: “İbadetlerin en faziletlisi ihlastır.” İmam Rıza(as)’nın atalarından şöyle aktardığı rivayet edilir: Emiru’l Mü’minin(as) şöyle buyurdu: “Dünyanın bütünü cehalettir. İlim bulunan yerler hariç. İlmin bütünü cehalettir, amel edileni hariç. Amellerin bü­tünü riyadır, ihlaslı yapılanı hariç. Ihlas da bir tehlike ile karşı karşıya­dır. Bu yüzden kişi nasıl bir son ile karşılaştığına baksın.”

Resulullah efendinıiz(sav) şöyle buyurur: “Ey Ebu Zer, kişi Allah karşı­sında insanları develer gibi basit, Önemsiz görmedikçe, sonra da nefsine bakıp kendini hakirlerin hakiri olarak bilmedikçe, dinde tam anlamıyla derin bilgiye kavuşmaz ”

İHLASIN FAZİLETİ

Amaçların ve etkenlerin farklılığı oranında, amellerin değerleri de farklılık gösterir. Amellerin gayeleri ulvîleştikçe, etkenler nifak kirin­den ve riya tortularından arındıkça ameller daha bir berraklaşır. Yüce Allah katında kabul görmeye daha bir layık olur.

İslâm şeriatı terminolojisinde, amellere yöneltici tek etken ni­yettir. Sırf Allah’a özgü olma hedeflendikçe, riya tortusundan uzak kaldıkça niyet, yücelir, kişinin Allah’ın hoşnutluğuna ve kabulüne mazhar olmasını sağlaması bakımından mutlu olmasına, amellerden haz al­masına yol açar. Niyete hile ve riya bulaştıkça, Allah’ın gazabına ve amelin kabul edilmemesine neden olur.

Bu yüzden ihlas inanç ve hukuk (şeriat) sisteminin temel taşıdır. Amellerin sahih ve makbul olmasının vazgeçilmez şanıdır. Çünkü ih­las, ameller örgüsünün düzeni, Allah’a yönelik itaatin yol göstericisi, ilâhî hoşnutluğun başlıca etkenidir.

İhlasın ne üstün, ne ulu bir duygu olduğunu, kişiyi şeytanın azdır­ma ve saptırma girişimlerine karşı koruması, insanı şeytanın köleliğin­den azat etmesi, somut olarak göstermektedir.

“İzzetine andolsun, onların tümünü azdıracağım, ancak senin ih­laslı kulların hariç.”

İHLASIN ÖNÜNDEKİ ENGELLER

Kuşkusuz ihlas, parlak bir ışık gibi insanlara gerçek ibadetin ve sa­hici kulluğun metodunu gösterir. Samimiyetin yollarını aydınlatır. Bu­nun karşısında şeytan da ısrarcıdır, inadından vazgeçmez, insanları az­dırmak ve saptırmak için her türlü hileyi ve dümeni devreye sokmak­tan geri durmaz. Gösteriş ve makam sevdası, övgü ve sitayiş isteği, maddî arzu ve eğilimleri kışkırtma gibi. Bunlar vicdanı köreltir, amelle­rin yok olmasına neden olurlar. Güzellik, kemal, tatlılık ve içtenlik un surlarından uzak kupkuru, duygusuz amellere dönüşmesine yol açar.

Şeytanın riya telkini gizli, patırtısız ve hilebazca olabilir. Bu bakım­dan insan, ihlas etkeni ile itaat ve ibadeti bir alışkanlık halinde sürdür­mekle beraber, üzerinde biraz durur, bir yerlerini kurcalarsa, ihlasla ye­rine getirdiği ibadetin aslında riya ile karışık, gösteriş duygusu ile bula­şık olduğunu görecektir. İşte burası insanın ayağının kaymasına neden olan oldukça tehlikeli kaygan bir zemindir. Bir o kadar da gizli ve ya­nıltıcıdır. Ancak seçkin veliler bu tehlikeden kendilerini kurtarabilirler.

Nitekim bunlardan birinin şöyle dediği anlatılır: “Otuz yıl boyunca, mescitte ilk safta kıldığım namazların tümünü daha sonra kaza ettim. Sebebine gelince: Birgün bir mazeretimden dolayı biraz gecikince ancak ikinci safta yer bulabildim. O sırada, insanların beni ikinci safta namaz kılarken görmelerinden utanır gibi oldum. O zaman anladım ki, insan-lann beni birinci safta görmeleriydi bugüne kadar beni sevindiren. Kal­bimin kendini rahat hissetmesinin sebebi budur.”

Gafletin neden olduğu rahatlıktan, riyanın hile ve aldatıcıhğından Allah’a sığınırız. Bu yüzden arifler, yaptıkları ibadetleri gizlemeye bü­yük özen gösterirler. Bu tür gizli şaibelerin amellerine bulaşmasından endişe ederler.

Bir rivayete göre: Bir zahid kırk yıl boyunca kesintisiz oruç tutmuş, buna rağmen uzak-yakın hiç kimse onun bu durumunu bilmemiştir. Yiyeceğini alır yolda yoksullara dağıtırmış. Ailesi onun pazarda yemek yediğini, pazardakiler de evde yemek yediğini sanırlarmış.

NASIL İHLASLI OLABİLİRİZ?

İhlasın etkenleri ve faktörleri pek çoktur. Bunları şu şekilde özetle­yebiliriz:

1- Az önce değindiğimiz İhlasın faziletlerini, akîde ve îman dünya­sındaki büyük çaplı etkilerini belirginleştirmek.

2) Bir kimse itaat ve ibadetinde ihlas unsurunu gözönünde bulun­durur da, sonra insanlar bu durumunu öğrenirlerse ve kendisi de bun­dan dolayı memnun kalırsa, bu, onun ihlasına bir zarar vermez. Ancak sevinç ve memnuniyetinin Yüce Allah’ın lütfunu hissetmekten yani, Allah’ın iyiliklerini ortaya çıkarıp da kötü yönlerini gizlemesine ilişkin hoşnutluktan kaynaklanmış olması gerekir.

İmam Bâkır(as)’dan, hayır bir amel işlerken başkası tarafından gö­rülen ve böyle olmasından dolayı sevinen adamın durumu sorulmuş, İmam şu cevabı vermiştir: “Bunun hiçbir sakıncası yoktur. Her insan, Yüce Allah’ın kendisini hayırlı biri olarak ortaya çıkarmasından hoşla­nır. Ancak sözkonusu hayır işini amaca yönelik olarak gerçekleştir­mesi şarttır.”

3) Şeytan, insanları azdırma, onları hayır ve itaat yollarından alı­koyma, bu amaçla türlü entrikalar, dolaplar çevirme kararlılığında ol­duğu için, onun girişimlerine karşı hazırlıklı olmak gerekir. Onun ça­baları insanı ibadetten uzaklaştırmaya, itaati kulak ardı ettirmeye yöne­liktir. Eğer bu yolda bir başarı elde edemezse, riya ile, riyakârlığı sevim­li göstermekle onları azdırmayı dener. Bunda da başarısız olursa, insan­ların içine, kendilerinin riyakâr oldukları, amellerine riyanın karıştığı kuruntusunu atar. Böylece ibadetten soğumalarını, onu yavaş yavaş ih­mal eder hale gelmelerini sağlamaya çalışır.

Böyle durumlarda ona lanet okumak, hile ve vesveselerinin üzerin­de fazla durmamak gerekir. Çünkü ihlaslı bir insana bu tür kuruntular zarar vermez.

Geçmiş toplumlara ilişkin ibret verici menkıbelerden birinde şöyle deniyor: lsrailogullarından bir zat şöyle dedi: “Allah’a öyle ibadet ede­ceğim ki, herkes benden söz etsin.” Böylece uzun müddet ibadetle meş­gul olur. Bir zaman gelir ki, kimle karşılaşsa, kendisine “Riyakâr, göste­rişçi…” der. Bunun üzerine kendi kendine şöyle der: “Kendini boşu bo­şuna yordun, ömrünü bir hiç uğruna tükettin. Artık sırf Allah için amel etmen, tüm amellerini O’na özgü kılman gerekir.” Bir zaman sonra ken­disini gören herkes “Takva sahibi, ihlaslı…” der.

Etiketler

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı