AHLAK

Peygamberimiz ve Ehl-i Beyt Işığında Başkasını Kendine Tercih Etme

Cömertliğin en uç derecesi ve en yüce cömertlik anlayışıdır. Bu ideal niteliğe ancak mertliğin zirvesine, eli açıklığın son noktasına ula­şanlar ve kendileri daha çok muhtaç oldukları halde başkalarını tercih etme erdemine ulaşmış olanlar sahip olabilir. Bu niteliğe sahip olanlar, hayatın en sıkıntılı anlarında bile, bir başkasını kendilerine tercih ede­bilirler. Kur an-ı Kerim, bu niteliğe sahip kimselerin faziletlerini şu ifa­delerle dile getirir: “Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, yoksul kardeşlerini öz canlarına tercih ederler” (Haşr, 9)

İmam Sadık(a)’a “Hangi sadaka daha faziletlidir?” diye sorulmuş, O da şu cevabı vermiştir: “Malı az olanın bulabildiği az miktardaki şeyi infak etmesi. Allah’ın şu sözünü duymadınız mı?: ‘Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, yoksul kardeşlerini özcanlarına tercih ederler’

Resulullah efendimiz(sas) başkasını kendine tercih etmenin en ideal örneğiydi, cömertliğin zirvesi konumundaydı.

Cabir b. Abdullah der ki: “Resulullah efendimiz(sas) kendisinden birşeyler isteyen hiç kimseye yok dememiştir.”

İmam Sadık(a) şöyle der: “Resulullah efendimiz(sas) Cirane denilen yere gitti ve orada insanlara mal dağıttı. İnsanlar istiyor, o da veriyordu. Öyle ki, onu bir ağaca yaslanmak durumunda bıraktılar. Hırkasından çekiştirip duruyorlardı. Hatta sırtı da yaralandı. Verecek birşey kalma­dığı halde gene de istemeye devam ettiler. Bunun üzerine Resulullah efendimiz(sas) şöyle buyurdu: “Ey insanlar, hırkamı bırakın. Allah’a andolsun, eğer yanımda Tıhame çölü ağaçlan sayısınca nimet olsaydı, onları sizin aranızda bölüştürürdüm. Sonra beni ne cömert, ne de cimri bulurdunuz…”

Peygamber efendimiz(sas) her zaman yoksulları, muhtaçları kendine tercih ederdi. Malıyla ve gücüyle onlara destek olurdu, cömert davra­nırdı. Onları yedirir, içirirdi. Zaman olur, onların dertlerine ortak ol­mak için, midesinin açlığını bastırmak için üstüne taş bağlardı.

İmam Bâkır(a) şöyle buyurur: “Hz. Peygamber(sas), peygamber ola­rak görevlendirildiği günden vefat ettiği güne kadar, üç gün üstüste buğday ekmeği yemedi.”

Ehl-i Beyt’i de, cömertlik ve başkalarını kendine tercih etmede onu örnek almışlardı. İmam Sadık(a) şöyle der: “İnsanlar içinde Resulullah’a en çok ben­zeyen Ali’ydi. Kendisi ekmek ve yağ yerdi. İnsanlara ise, ekmek ve et yedirirdi”

Ali(a) ve pak ehl-i beyti hakkında inmiştir, şu âyet-i kerime: “Yiyeceği sevmelerine rağmen, onu yoksula, yetime ve esire yedirirler. Bunu sırf Allah rızası için size yediriyorıız; sizden bir karşılık ve teşekkür istemiyo­ruz” (Dehr, 8,9)

Bütün Ehl-i Beyt dostları, bu ayetin Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin hakkında indiği hususunda görüşbirliği içindedirler. Onların dışında, başka bilginler de aynı görüşü benimsemişlerdir. Bakınız, ez-Zemahşeri eI-Keşşaf adlı tefsirinde, sözkonusu âyeti tefsir ederken neler söylüyor:

“İbn-i Abbas’tan nakledildiğine göre, birgün Hasan ve Hüseyin has­talanırlar. Resulullah(sas), bazı arkadaşlarıyla beraber onları ziyaret eder. Orada bulunanlar: ‘Ey Ebu’l-Hasan, oğulların için bir adakta bulunsan, nasıl olur?’ derler. Bunun üzerine Ali, Fatıma ve ikisinin cariyesi olan Fıdda, eğer iyileşirlerse, üç gün oruç tutmayı adarlar. Derken, Hasan ve Hüseyin iyileşir. Ama onların yanında da yiyecek bir şey yoktur. Ali, Hayberli bir Yahudi olan Şimon’dan üç ölçek arpa borç alır. Fâtıma bir ölçeği öğütür, ondan beş yuvarlak ekmek pişirir ve iftar etmek üzere önlerine koyar. Bu sırada bir dilenci yanlarına gelir ve şöyle der: “es-Se­lamun aleykûm, ey Muhammed’in Ehl-i Beyti. Ben yoksul bir müslümanım. Bana bir şeyler yedirin ki, Allah size cennet sofralarından yedirsin.” Bunun üzerine, yiyeceklerini yoksul dilenciye verirler ve kendileri sadece su içerek sabahlarlar. Ertesi gün yine oruç tutarlar. Akşam olun­ca, önlerine yiyeceklerini koyarlar. O sırada bir yetim gelir yiyecek is­ter. Bütün yiyeceklerini ona verirler ve kendileri aç kalırlar. Üçüncü gün bir esir gelip kendilerinden yiyecek ister. Aynı cömertliği ona da gösterirler.

Sabah olunca Ali, Hasan ve Hüseyin’in elinden tutarak, Resulullah’ın yanına gider. Resûlullah onları açlığın şiddetinden tirtir titrer halde görünce: “Sizi bu hâle düşüren nedir?” der. Kalkıp onlarla birlikte Fâtıma’nın evine giderler. Onu mihrabında karnı sırtına yapış­mış halde görür. Fâtıma’nın gözleri kaymıştır. Bundan dolayı Resûlullah(sas) üzülür. O sırada Cebrail iner ve şöyle der: “Tut onu ya Muhammed, Allah sana Ehl-i Beyt’in hakkında güç verecektir.” Ardından, sûreyi okur.

Siyer kitaplan, Ehl-i Beyt’in kendileri muhtaçken başkalarını kendi­lerine tercih edişlerinin, cömertliklerinin örnekleriyle doludur. Kısa ve öz tutmak istediğimiz bu araştırmanın sınırları içinde, bunlardan uzun uzadıya söz etmek gerekmediği inancındayız.

Etiketler

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı