AHLAK

Peygamberimiz ve Ehl-i Beyt Işığında Doğruluk

2. doğrulukDoğruluk söz ve realite uyumuna denir. Ruhsal faziletlerin en şereflisidir. Ahlaki meziyetlerin en yücesidir. İnsana, övgüye değer hasletler kazandırır. Fert ve toplum hayatında büyük öneme sahiptir.

Doğruluk, sözün süs ve tadıdır. İstikamet ve iyiliği sembolüdür. Başarı ve kurtuluşun sebebidir. Bu nedenle İslam şeriatıdoğruluğu ululamış, Kur’an ve sünnet aracılığı ile insanları doğru olmaya teşvik etmiştir.

Yüce Allah (cc) şöyle buyuruyor:

“Doğruyu getirene ve onu doğrulayana gelince: İşte muttakiler onlardır. Onlara, Rablerinin yanında diledikleri herşey vardır. İşte güzel davrananların ödülü budur.” (Zümer, 33-34)

“Bu, doğrulara, doğruluklarının fayda sağladıkları gündür. Onlar için altlarından ırmaklar akan, içinde ebedei kalacakalrı cennetler vardır.” (Maide, 119)

“Ey iman edenler, Allah’tan korkun ve doğrularla beraber olun.” (Tevbe, 119)

Ehl-i Beyt imamları da bu yüksek ahlaki meziyeti üstün tutmuş ve hikmet dolu, etkileyici ifade tarzlarıyla insanları buna davet etmişlerdir.

İmam Sadık (a) der ki: “İnsanların kıldıkları namaza, tuttukları oruca kanmayın. Çünkü bir insan, namazı ve orucu alışkanlık haline getirmiş olabilir. Bu ibadetler olmadan yapamayacağı, kendini boşlukta hissedeceği bir durumda olabilir. Bu yüzden siz, onları söz doğruluğu ve emanet güvenilirliği açısından sınayın.”

Resulullah Efendimiz (sas) şöyle buyuruyor: “Sözün süsü doğruluktur.”

Emiru’l Müminin (a) der ki: “Doğruluğa sarılın, doğruluk kurtarıcıdır.”

İmam Sadık (a) der ki: “Kimin dili doğru söylerse ameli temiz olur.”

Amelleri, doğruluğun bereketiyle temiz ve sevap bakımından gelişmeye elverişli olur. Çünkü Yüce Allah (cc) “Ancak muttakilerin amellerini kabul eder” buyuruyor. Doğruluksa takvanın en belirgin özelliği ve en vazgeçilmez koşuludur.

DOĞRULUĞUN ETKİLERİ

Toplumsal hayatın zorunluluklarından, temel dayanaklarından biri de; toplumun öğeleri ve bireyleri arasında sağlıklı bir anlaşma ve dayanışma zeminin kurulmuş olmasıdır. Hayatın ağır yükünü taşıyabilmeleri, hayat için öngörülen amaç ve hedeflere ulaşmaları ancak bu şekilde mümkün olabilir çünkü. Bu, huzurlu ve saygın hayatın, bir arada barış içinde yaşamanın ön koşuludur.

Ancak, bu yüce hedeflerin gerçekleşmesi, sağlıklı bir anlaşma zeminine, güvenli bir dayanışma ortamına, toplumu oluşturan fertler arasında güven ve anlayış alışverişine bağlıdır.

Bilindiği gibi anlaşma aracı dildir. Anlam ve fikirler dil aracılığıyla ifadelerini bulurlar. Dil, insanın hafsalasında geçen çeşitli kavram ve amaçların açıklayıcı tercümanıdır. Bu nedenle dil, toplum hayatında önemli bir rol oynar. Duygu ve düşüncelerin iletişimini sağlayan bir araçtır.

Toplumun mutluluğu ya da mutsuzluğu dilin doğruluğuna ya da yalancılığına bağlıdır. Eğer dil, doğru bir söyleme sahipse, nefsin duygu ve isteklerini olduğu gibi ifade eden güvenilir bir tercüman ise, karşılıklı güven ve anlaşma misyonunu sağlıklı biçimde yerine getirmiş olur. Böyle bir dil, hayrın, iyiliğin öncüsüdür. Sevgi ve barışın elçisidir.

Bir dil, aldatıcı, yalancı ve çarpıtıcı ise, duyguları, objektif olarak aktarmayan hain bir tercüman ise, ifadeleri çarpıtıyorsa, o, kötülüğün öncüsüdür. Yabancılaşmanın, fert ve toplum arasında düşmanlık meydana getirmenin davetçisi olur. Toplumun dinamiklerini yıkan bir balyoz işlevini görür.

Bu yüzden doğruluk , toplum için bir zorunluluktur. Hayati bir ihtiyaçtır. İnsan hayatı üzerinde derin izleri ve yansımaları vardır doğruluğun.

Mutlu bir toplumun sosyal düzeni, doğruluk niteliğine sahiptir. Toplumsal mutluluğun ahlaki sembolüdür doğruluk. Toplumu meydana getiren fertlerin, istikamet sahibi oluşlarının, şerefli öğeler olduklarının kanıtıdır. Güzel dinlemenin, güzel övgü ve takdirlerin, insanların güvenini kazanmanın güçlü bir etkenidir.

Ayrıca, yararlı zamanın oluşturulmasında, bedensel ve ruhsal huzurun temininde de etkin rol oynar.

Alışveriş yapanlar, ticarette doğru sözlülüğü esas alırlarsa, pazarlık yapma zahmetinden, dolayısıyla gerçek fiyatı tespit etmek için uzun zaman harcama yükümlülüğünden kurtulmuş olurlar.

İşçi ve memurlar, doğruluğu prensip edinirlerse, bu, insan haklarının korunmasının bir güvencesi, güven ve huzurlarının emniyet subabı işlevini görür.

Bütün insanlar, doğruluğu şiar edinir, bunu bir hayat biçimi haline getirirlerse, bütün olarak toplumun çıkarlarını korumuş, yüce amaçlarının gerçekleşmesine büyük bir katkıda bulunmuş olurlar.

Ama toplum içinde yalancılık yaygın bir hastalık halini alırsa, ahlaki değerlerde düşüş kaydedilir. Toplumun öğeleri ve fertleri arasında nefret ve güvensizlik artar. Anlaşma ve dayanışma güçleşir. Bu tür bir toplumun yıkılması mukadderdir.

Etiketler

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı