AHLAK

Peygamberimiz ve Ehl-i Beyt Işığında Kanaat

KANAAT

Malın, ihtiyaç duyulanı kadarıyla yetinme, ihtiyaçtan ihtiyaç ilgi duymama. İzzetinefsin, onurluluğun ve yüksek ahlâki karakterin ifadesi olan saygın bir niteliktir bu. Bu niteliğin faziletine ilişkin nasslardan seçtiklerimizin bir kısmını okuyucularımızın istifadesine sunuyoruz:

İmam Bakır (a) der ki: “Kim Yüce Allah’ın kendisine bahşettiği rızka kanaat getirirse, kuşku yok ki o, insanların en zenginidir.”

Kanaat sahibi insanın, bu rivayette, insanların en zenginlerinden sayılmasının nedeni şudur: Zenginliğin gerçek anlamı, insanlara muh­taç olmamaktır. Durumuna razı olan, Allah’ın kendisine verdiği rızıkla yetinen kanaat sahibi kimse de, başkalarına muhtaç olmaz ve Allah’tan başka hiç kimseden herhangi bir şey istemez.

Söylendiğine göre, Calinus öldüğünde cebinden bir kâğıt parçası çıkmış ve üzerinde şunlar yazılıymış: “Aşırıya kaçmamak ve ölçüyü el­den kaçırmamak koşuluyla ne yediysen, o senin bedenin içindir. Hayır amaçlı harcamaların, ruhun içindir. Geride bıraktığın ise başkaları içindir. İyilik yapan diridir, ölüler yurduna taşınmış olsa da. Kötülük yapan da ölüdür, dünya hayatında baki kalsa da. Kanaat boşluğu doldurur, eksikliği örter, planlı ve tedbirli hareket etme, azı çoğaltır. Âdemoğlu için Allah’a güvenip dayanmaktan daha yararlı bir şey yoktur.”

Bir adam, “istiyorum, istediğimi elde ediyorum, buna rağmen kana­at getirmiyorum, elde ettiğimle yetinmiyorum, nefsim daha fazlasını is­tiyor” diye Ebu Abdullah (a) dert yanar ve “Bana yararlanacağım bir şey öğret” der. Bunun üzerine Ebu Abdullah (a) şöyle der: “Eğer sana ye­terli gelen şey, seni muhtaç durumdan çıkarıyorsa, onun en az kısmı da seni muhtaç durumdan çıkarır. Şayet sana yeterli gelen şey, seni ihti­yaçtan kurtarmıyorsa, onun içinde bulunan tüm şeyler de seni ihtiyaç­tan kurtarmaz.”

İmam Bakır (a) der ki: “Gözlerinin, senden yukarıda olana tamah edip bakmasından sakın. Bu hususta, Yüce Allah’ın elçisine (sas) yönelt­tiği şu direktif, senin için yeterli bir uyarı olmalıdır: ‘Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin’ (Tevbe, 55), ‘Sakın onlardan bazılarını yarar­landırdığımız şeylere gözünü dikme…’ (Hicr, 88)

Eğer bu yönde, içinde bir duygu uyanırsa, Resulullah efendimizin (sas) hayatını hatırla. Yiyeceği arpa, tatlısı hurma, yakıtı da bulabilirse hurma yaprağıydı.”

KANAATİN GÜZELLİKLERİ

Kanaat büyük bir öneme sahiptir, insan hayatında son derece etkin­dir. Psikolojik ve bedensel rahatının garantisidir. Kanaat, insanı madde­nin kulluğundan, hırs ve tamahın köleliğinden kurtarır. Köleliğin daya­nılmaz ağırlığından, onur kırıcı zilletinden azat eder. Ona onur, izzet ve iffet ruhunu aşılar. Menfaatler karşısında egilmemesini, basitliklere te­nezzül etmemesini, ezilmemesini öğretir.

Aza kanaat edenin hayatı mutlulukla devam eder, kafası rahat olur. endişelerden uzak yaşar. Arzuları ve ihtirasları uğrunda ömür tüketen, başı sıkıntılardan, rızık endişesinden ve kederlerden kurtulmayan muh­terislerden çok daha hazırlıklı, çok daha istikrarlı bir hayat sürdürür.

Kanaat, bütün bunlardan sonra kişiye ruhsal uyanıklık boyutunu, eşya ve olayların geri planına nüfuz edecek bir bakış açısını kazandırır. Ahiret için hazırlık yapmaya teşvik eder. Salih ameller aracılığı ile, ahiret mutluluğuna dönük yatırımlara yöneltir.

Aşağıya alacağımız anekdot, kanaat sahibi olmanın göz kamaştırıcı, etkileyici bir tablosunu yansıtmaktadır:

Halil b. Ahmed el-Ferahidi, Basra’nın sazlıkları arasında, zorluklar ve çilelerle dolu bir hayat yaşıyordu. Arkadaşları ise, ondan edindikleri ilimle memleketin dört bir yanına dağılıp çeşitli faydalar temin etmeye çalışıyorlardı.

Anlatıldığına göre, Abbasi hanedanından Süleyman bin Ali, çocuğu­nu eğitmesi için ona bir teklifte bulunur. Ahfazdan bir elçi gönderir. Halil, Süleyman’ın elçisine kuru bir ekmek çıkarır ve der ki: “Yanımda bundan başka bir şey yok. Bunu bulabildiğim sürece Süleyman’a ihtiya­cım yoktur.” Elçi: “Peki, O’na ne cevap ileteyim?” der.

Halil şunu söyler:

“Süleyman’a bildir ki, ona karşı bolluk içindeyim,

Zenginlik içinde yaşıyorum, ancak mal sahibi değilim,

Yoksulluk nefistedir, malda değil bunu bil,

Yine bunun gibi zenginlik de nefistedir, malda değil

Çünkü, rızık kadere bağlıdır, güçsüzlük onu azaltmaz

Kurnazca çabalar da senin için onu arttırmaz”

Keşkulu’l-Bahaî adlı eserde şöyle rivayet edilir: Osman b. Affan (a) kö­lesine bir kese dolusu dirhem verir ve bunu Ebuzer(a)’e götürmesini söyler. “Şayet kabul ederse, seni azat ederim.” diye ilave eder. Köle, ke­seyi Ebuzer’e götürür ve kabul etmesi için ısrar eder, ama Ebuzer kabul etmez. Bunun üzerine köle: “Eğer kabul edersen, ben özgürlüğüme ka­vuşmuş olurum.” der. Buna karşılık Ebuzer: “Evet ama, bu sefer de ben köleleşmiş olurum.” der.

Eski Yunan filozoflarından Kelbiyyunsinizm ekolüne mensup Diyojen, üstüne başına önem vermez, dünya zevklerine aldırış etmez bir kimseydi. Üzerine bir şey giymez ve evde oturmazdı. Bir gün İskender onu meclisine davet eder. İskender’in elçisine şu cevabı verir: “Seni bi­ze gelmekten alıkoyan şey, bizi de sana gelmekten alıkoyuyor. Senin bi­ze gelmeni engelleyen, saltanatınla kazandığın bize muhtaç olmama durumudur. Beni sana gelmekten alıkoyan şey ise, kanaatkarlığımla edindiğim ihtiyaçsızlığımdır.”

Abbasî halifesi el-Mansur, Ebu Abdullah es-Sadık’a(a) şu yazıyı gön­derir: “Herkes gibi, neden bize meyletmezsin?” İmam ona şu cevabı ve­rir: “Senden korkmamızı gerektirecek bir dünyalığımız yoktur. Buna karşılık, bizim umduğumuz ahireti de sen bize sağlayamazsın. Sen bir nimet içinde değilsin ki, sana afiyetler dileyelim; azap içinde de değil­sin ki, seni ondan kurtarmaya çalışalım.” Bunun üzerine el-Mansur: “Bize nasihat etmek için bize arkadaşlık etmeye ne dersin?” diye yazar. Ebu Abdullah(a) şu cevabı verir: “Dünyayı isteyen sana nasihat etmez. Ahireti isteyen de sana arkadaşlık etmez.”

Ebu Firaz el-Hemedani kanaati ne güzel tanımlar:

“Zengin, nefsi ile zengin olandır,

Baldırı çıplak, yalın ayak olsa da.

Basitten yukarı olan her şey kafi gelmez insana

Kanaat ettiğin zaman her şey yeterli gelir sana.”

Etiketler

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı