Hz. Muhammed(s.a.v)

PEYGAMBERİMİZİN GENÇLİĞİ

gençliği

[accordions]
[accordion title=”PEYGAMBERİMİZ (A.S.)IN HILFU’L-FUDÛL’E GİRİŞİ “]

 Peygamberimiz (a.s.)ın Hılfu’l-fudûl’e Girişi ve Hılfu’l-fudûl’ün İcraatından Bazı Örnekler

 Peygamberimiz (a.s.)in yirmi yaşlarında iken[525] amcalarıyla birlikte katıldığı[526] son Ficar kavgasından dönüldükten sonra,[527] Haram aylardan Zilkade ayında idi ki,[528] Yemenli Zübeyd kabilesinden bir adamın satmak üzere Mekke’ye getirdiği bir yük metaını Kureyş eşrafından Âs b. Vâil satın almış, parasını ödemeye yanaşmamıştı.[529]

Âs b. Vâil adamın metaını kendisine geri vermesi isteğine de yanaşmayınca,[530] adamcağız:

Abduddar, Manzum, Cuman, Sehm ve Adiyy b. Ka’b oğulları gibi, Mekke’nin nüfuzlu ailelerinin ileri gelenlerine başvurup Âs b. Vâil ‘deki alacağını ödettirmeleri için kendisine yardım etmelerini istemişti. Fakat, bunlar adamcağıza yardımcı olacakları yerde, Âs b. Vâil’i kayırmışlar, adamcağızı da azarlamışlardı.

İşin kötüye gittiğini gören[531] ve çaresizlik içinde kalan adam[532] güneşin doğmak üzere olduğu ve Kureyş ileri gelenlerinin de Kabe’nin çevresinde küme küme oturdukları bir sırada, Ebu Kubeys dağına çıkarak “Ey Fihr hanedanı!” diye bağıra bağıra okuduğu şiirinde, uğradığı zulmü ve haksızlığı açıklayıp yardım dileğinde bulununca;[533] orada hemen kalkıp temaslara başlamak suretiyle ilk harekete geçen ve bu yolda daha başkalarını da harekete geçiren zât, Peygamberimiz (a.s.)ın amcası Zübeyr b. Abdulmuttalib oldu.[534]

Kureyş kabilelerinden:

Hâşim b. Abdi Menaf,

Muttalib b. Abdi Menaf,

Zühre b. Kilab,

Teym b. Mürre,

Haris b. Fihr oğulları, Darü’n-Nedve’de toplandılar.

Durumu aralarında konuştular, ne şekilde hareket edileceğini sözbirliğiyle belirlediler.[535]

Bu hususta andlaşmaya, birbirlerini davet ettiler.

Yaşlılığı dolayısıyla[536] Abdullah b. Cüd’an’ın evinde toplandılar.[537]

Abdullah b. Cüd’an, yemek yaptırıp onlara yedirdi.[538]

“Mekkelilerden ve Mekkeliler dışında, Mekke’ye girecek olan sair insanlardan, Mekke’de zulme ve haksızlığa uğramış bir kimse bırakmamak;[539] mazlumun hakkı geri alınıncaya kadar zalime karşı mazlumla birlikte hareket etmek” üzere ahidleştiler ve akidleştiler.[540]

Denizlerin bir kıl parçasını ıslatacak kadar suyu bulundukça, Hira ve Sebîr dağı yerlerinde durduğu ve üzerlerinde dağ tekeleri yayıldığı müddetçe, ahid ve akidlerine bağlı kalacaklarına and içtiler.[541]

Geçmiş zamanlarda, Cürhüm kabilesinden:

Fadl b. Fadâle,

Fadl b.Vedâa,[542]

Fadl b. Haris,[543] veya Fudayl b. Hâris[544] isimlerinde, eşraftan üç kişinin biraraya gelip:

Zalime karşı mazluma yardım etmek;[545] zayıfın hakkını güçlüden, yabancının hakkını yerliden almak; adaleti aralarında hâkim kılmak üzere, andlaşmışlardı.[546]

Kureyşliler, şekil ve mahiyeti itibarıyla eskisine pek benzeyen bu yeni teşebbüse de; “Fadl adlı kişi­lerin andı” anlamına gelen “Hılfü’l-fudûl” adını verdiler.[547]

Hılfü’l-fudûl’ün ilk işi; Âs b. Vâil’e giderek Zübeydî’nin malını Âs b. Vâil’den çekip almak ve Zübeydîye teslim etmek oldu.

O sırada; Has’am kabilesinden bir adam, umre veya hac yapmak maksadıyla, kızını yanına alarak Mekke’ye gelmişti.

Has’amî’nin Katul diye anılan kızı, herkesin kadınından güzeldi.

Mekke eşrafından Nübeyh b. Haccac; onu, görür görmez, babasının elinden zorla alıp kaçırdı.

Has’amî:

“Bu adamı bulup benim yanıma getirecek bir kimse yok mu?” diyerek feryad etti durdu.

Kendisine:

“Git de, derdini Hılfü’l-fudûl’e anlat!” denildi.

Bunun üzerine, Has’amî, hemen Kabe’nin yanına dikilip:

“Yâ Hılfe’l-fudûl! Yetiş imdadıma!” diyerek bağırmaya başlayınca, kılıçlarını sıyırıp her taraftan boyunlarını uzatarak Has’a-mî’nin yanına yetişenler:

“İşte, sana yardıma geldik. Ne oldu sana?” diye sormaya başladılar.

Has’amî:

“Nübeyh, kızım hakkında bana zulmetti: kızımı elimden zorla çekip aldı!” dedi.

Hılfü’l-fudûl ashabı, hemen Has’amî’yiyanlarına alarak Nübeyh’in evine gittiler, kapısının önüne dik­ildiler.

Nübeyh yanlarına çıkınca, kendisine:

“Yazıklar olsun sana! Sen de biliyorsun ki, biz, bu hususta akid yapmışızdır! Haydi, tez getir kadını!” dediler.

Nübeyh:

“Emrinizi yerine getireyim! Fakat, bir gece olsun, ondan yararlanmama müsaade ediniz!” dedi.

HıIfü’l-fudûl ashabı:

“Hayır! Vallahi, sana süt sağım zamanı kadar bile müsaade edilemez!” dediler. Bunun üzerine, Nübeyh, kadını çıkarıp babasına teslim etmek zorunda kaldı.[548]

Peygamberimiz (a.s.), amcalarıyla birlikte bulunup[549] Abdullah b. Cüd’an’ın evinde yapıldığını bildirdiği Hılfü’l-fudûl hakkında,[550] “Ona İslâmiyet devrinde bile davet edilsem, icabet eder­im” buyurmuştur.[551]

 [/accordion]

[accordion title=” PEYGAMBERİMİZ (A.S.)IN İZİNİN MAKAM’DAKİNE EN ÇOK BENZEDİĞİ“]

 

Peygamberimiz (a.s.)ın İzinin Makam’dakine En Çok Benzediği

 Güvenilir ravilerin Abdullah b. Abbastan rivayetlerine göre,[552] Peygamberimiz (a.s.)in yirmi yaşlarında bulunduğu sırada idi ki, Kureyşliler kıyafet ve izlerden anlayan kâhin bir kadının yanına varıp:

“Şu Makam sahibine[553] iz bakımından[554] hangimizin daha çok benzediğini bize haber ver?” dediler.[555]

İbrahim (a.s.); İsmail (a.s.)la birlikte Kabe’nin duvarlarını yükseltirlerken,[556] İbrahim (a.s.)ın uzanıp yerden taş alması ve duvara kaldırması zorlaşınca,[557] İsmail (a.s.), bir taş getirip İbrahim (a.s.)ın ayağının altına koymuş, o da onun üzerinde dikil­erek duvar örme işine devam etmişti.[558]

Kabe’nin yapısı sona erinceye kadar bu iskele taş, köşelerde dolaştırılmış durmuştu.

İşte, İbrahim (a.s.)ın üzerinde durduğu bu Taş’a “Makam-ı İbrahim” adı verilmiştir.[559]

Kur’ân-ı Kerîm’de de:

“Şüphesiz ki, âlimler için feyizli ve aynı hidayet olmak üzere konulan İlk Beyt (Mâbed), elbette ki Mekke’de olandır. Orada, apaçık alâmetler, Makam-ı İbrahim vardır…”[560] buyurularak, bu mübarek taş anılmıştır.

İbrahim (a.s.)ın gerek iskele gibi kullandığı ve gerek üzerine dikilip insanları hacca davet ettiği bu mübarek taşın[561] üzerinde İbrahim (a.s.)ın iki ayağının izi de bulunmaktadır.[562]

Kâhin kadın, Kureyşîlerin isteklerine karşı:

“Eğer, siz şu ince milli yerin üzerine bir yaygı serer, sonra da onun üzerinde yürür geçerseniz, ben size istediğinizi haber veririm” dedi. Kureyşîler; ince, yumuşak milli yerin üzerine hemen bir yaygı serdil­er, sonra da üzerinden yürüyüp geçtiler.

Kâhin kadın; Peygamberimiz (a.s.)ın izini görünce:

“Bu iz; Makam’dakine, benzerlikte en yakınınızdır!” dedi.

Bundan, yirmi yıl[563] veya yirmi yıla yakın[564], ya da Allah’ın dilediği kadar[565] bir müddet geçtikten sonra, Yüce Allah, Muhammed (a.s.)ı, peygamber olarak gönderdi.[566]

  [/accordion]

[accordion title=” PEYGAMBERİMİZ (A.S.)IN TİCARET HAYATINA ATILIŞI“]

PEYGAMBERİMİZ (A.S.)IN TİCARET HAYATINA ATILIŞI

 Kureyşliler; öteden beri ticaretle uğraşırlardı.[567]

Ticaretle uğraşmayanların ise, ellerinde hiçbir şeyleri bulunmazdı.[568]

Peygamberimiz Muhammed (a.s.); onaltı yaşında bulunduğu sırada, amcası Zübeyr b. Abdulmuttalib’le birlikte, Kureyşlilerin ticaret kervanına katılarak Yemen’e gitti.[569]

Giderken, önlerine gerilen puğur deveyi uysallaştırmak, gelirken de kafilenin önüne düşerek onları sel sularıyla dolup taşan geçitsiz vadiden selametle geçirmek gibi halleri görüldü.[570]

Bu hadiseler, ayrıntılı olarak şöyle anlatılır

Ticaret kafilesi giderken bir vadiye uğramışlardı ki, erkek, puğur bir deve oradan kimseyi geçirmemekte idi.

Kafile, geri dönmek istedikleri zaman, Peygamberimiz (a.s.);

“Ben onun hakkından gelirim!” diyerek kafilenin önüne düştü.

Puğur deve Peygamberimiz (a.s.)ı görünce uysallaştı.

Peygamberimiz (a.s.) kendi devesinden inip onun üzerine bindi. Vadiyi geçtikten sonra, onu salıverdi.

Seferlerinden dönüşlerinde de, su ile dolup taşan bir vadiye rastlamışlar ve duraklamışlardı.

Peygamberimiz (a.s.) “Siz, beni takip ediniz!” dedi. Kafile onu takip ederek selametle geçtil­er. Sanki, Yüce Allah, oradaki suları kurutmuş, geçit verir hale getirmişti.

Mekke’ye gelip bunları anlattıkları zaman, halk “Bu gencin hal ve şanı, büyük olacak!” demeye başladılar.[571]

Peygamberimiz (a.s.); zengin Kureyş kadınlarından Hz. Hatice hesabına, Cüreş pazarına iki kere ticaret seferi yapmış ve her sefer için, kendisine ücret olarak genç ve erkek birer deve ver-ilmiştir.[572]

Cüreş, Yemen’in Mekke tarafına düşen birinci iklimde 65 boylam 17 enlem derecesinde bulunan sancaklarından, büyük ve geniş şehirlerinden idi.[573]

Hz. Hatice; kendisine ait malları Tihâme’deki Hubaşe pazarında da sattırmak üzere Peygamberimiz (a.s.)ı ücretle tuttu ve Kureyşîl erden tuttuğu başka bir zâtı da Peygamberimiz (a.s.) myanına kattı

Hubaşe, Arapların pazar yerlerinden bir yer olup,[574] Yemen’de idi ve Mekke’ye altı günlük bir mesafede idi.

Orada, her yıl Recep ayında,[575] üç gün[576] veya sekiz gün pazar kurulur,[577] alışveriş yapılırdı.[578]

Bu sefer; Peygamberimiz (a.s.)ın, Hz. Hatice hesabına Hubaşeye Meysere ile birlikte yap­tığı ilk seferi idi.

Oradan, Tihâme kumaşı satın alıp Mekke’ye getirmişler, Hakîm b. Hizam’a satarak çok güzel bir kazanç sağlamışlardı.[579]

Peygamberimiz (a.s.):

“Ben, Hatice’den daha hayırlı patron görmedim. Ben ve arkadaşım, seferden dönüp de, onun yanın­da, bizim için biriktirilmiş buğday ekmeği, nefis ve turfanda türlü yemişleri hazır bulmadığımız olmamıştır!” diyerek Hz. Hatice’yi övmüştür.[580]

Ebu Talib Amca, bir gün Peygamberimiz (a.s.)a:

“Ey kardeşimin oğlu! Ben, malsız bir adamım.

Zamanın, üzerimize çöken sıkıntısı, son dereceyi buldu.

Kıtlık ve mücadele yıllan, bizde ne sermaye bıraktı, ne de ticaret!

İşte, kavminin ticaret kervanı Şam’a gitmeye hazırlanmış bulunuyor. Hatice binti Huveylid de, bu kervana, yükleyeceği mallarla katılacak, mallarının üzerinde de, kavminden bazı adamlar gönderecek-tir.[581]

Kendisinin, senin gibi güvenilir, temiz ve vefakâr bir insana çok ihtiyacı vardır. İşlerinden ve ticaretinden bir kısmına seni vekil yapması için yanına varıp kendisiyle konuşmuş olsaydık, iyi olurdu.[582]

Yine de, gidip dileğini ona arzedecek olursan, herhalde, hemen kabul eder.[583]

Temizliğin sebebiyle, seni başkasına üstün tutar, sanırım.

Gerçi, ben senin Şam taraflarına gitmeni istemiyor ve sana Yahudilerden bir zarar gelmesinden korkuyorum, ama bundan başka bir fikir, bir çare de bulamıyorum” dedi.[584]

Peygamberimiz (a.s.):

“Belki de, o (Hz. Hatice), bu hususta bana bir haber salar” dedi.

Ebu Talib Amca:

“Ben, onun, senden başkasını vazifelendireceğinden de endişe ediyorum. Sen, işi tedbirli olarak talep ve takip et!” dedi.[585]

Peygamberimiz (a.s.):

“Amcacığım! Sen, nasıl istiyorsan, öyle yap!” dedi.[586]

Hz. Hatice; şerefli ve çok zengin bir kadındı, ticaretle uğraşırdı. Güvendiği kimselere sermaye verip-aralarında belirleyecekleri şarta göre, zarar ve ziyan sermayeye ait olmak üzere-onlaria ortak olur, elde edilen kazançtan bir kısmını onlara verirdi.[587]

Hz. Hatice; Ebu Talib ile Peygamberimiz (a.s.) arasında geçen konuşmayı işittiği zaman;[588] Peygamberimiz (a.s.)ın son derecede doğruluğunu, eminliğini ve iyi huyluluğunu çok iyi bildiği için.[589] “Ben onun bunu isteyeceğini bilmiyordum!” dedi[590] ve hemen, Peygamberimiz (a.s.)a haber salıp ticaret kervanını götürenlere veregeldiğinden daha fazla ücret vermek şartıy­la ticaret malını Şam’a götürmesini teklif etti.[591]

Peygamberimiz (a.s.) Hz. Hatice’nin yanına gelince, Hz. Hatice:

“Ben, seni, Şam’a göndereceğim ticaret mallan üzerinde göndermek için çağırdım.

Senin doğru sözlü, son derecede gücenilir, güzel huylu olduğunu biliyorum.

Sana, kavminden hiçbir kimseye vermediğim ücretin birkaç katını vereceğim!” dedi.[592]

Peygamberimiz (a.s.), Hz. Hatice’nin bu teklifini kabul etti.[593]

Hemen, amcası Ebu Talib’le buluşup, durumu ona anlattı.[594]

Ebu Talib:

“Bu, Allah’ın sana gönderdiği bir nzıktır.[595]

Ey kardeşimin oğlu! Bana erişen habere göre, Hatice filan adamı iki erkek genç deve vermek üzere tutmuş. Biz sana da bu kadar ücret vermesine razı değiliz. Senin için, bu hususta onunla bir konuşsak olmaz mı?” dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

“Sen nasıl istersen öyle olsun!” dedi.

Bunun üzerine, Ebu Talib, hemen Hz. Hatice’nin yanına gitti:

“Ey Hatice! Sen, Muhammed’i tuttun mu? Haber aldığıma göre, filan zât, iki erkek genç deve ver­mek üzere tutmuşsun.

Biz, Muhammed için, dört erkek ve genç deveden başkasına razı değiliz!” dedi.

Hz. Hatice:

“Sen bunu bize uzak ve düşman olan bir kimse için bile dilemiş olsaydın, yine kabul ederdik. Kaldı ki, bize akraba ve dost olan birisi için dilemiş bulunuyorsun ki, bu nasıl kabul edilmez?” dedi.[596]

   [/accordion]

[accordion title=” TİCARET İÇİN MEKKE’DEN YOLA ÇIKIŞ“]

 

Ticaret İçin Mekke’den Yola Çıkış

 Peygamberimiz (a.s.); Hz. Hatice’nin ticaret malını Şam’a götürüp satmak üzere,[597] köle­si Meysere ile birlikte Mekke’den yola çıktı.[598] Hz. Hatice; Huzeyme b. Hakîmü’s-Sülemîyi de, yardım­cı olmak üzere, yanlarına kattı.[599] Huzeyme, Hz. Hatice’nin akrabasındandı.[600] Her yıl, Hz. Hatice’yi görmeye gelirdi.[601]

Hz. Hatice; kölesi Meysere’ye de, Peygamberimiz (a.s.) hakkında, “Ona, hiçbir işte itaatsi­zlik etme! Onun hiçbir görüşüne de aykırı davranma!” dedi.[602]

Peygamberimiz (a.s.)ın amcaları ve amca mevkiinde bulunanları da, Peygamberimiz (a.s.)la ilgilenmelerini, kervan halkına tavsiye ettiler.[603] 

Peygamberimiz (a.s.)ın Yolda Yorulan Develeri Hızlandırışı

 Hicaz ile Şam arasında Hz. Hatice’nin mal yüklü develerinden ikisi yorulup geride ve ticaret ker­vanından gittikçe uzakta kalmaya başlamıştı.

O sırada, Peygamberimiz (a.s.), önde bulunuyordu.

Meysere; hem kendi hayatından, hem bu develerin durumundan korktu.

Koşarak, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelip, durumu haber verdi.

Peygamberimiz (a.s.), hemen develerin yanına geldi.

Develerin ayaklarının altını ve kemiklerini eliyle oğuşturduktan sonra, yanlarından ayrıldı.

Develer, koşmaya başladılar ve böğürerek kafilenin önüne geçtiler.

Huzeyme, bunu görünce, Peygamberimiz (a.s.)ın hal ve şanının büyük olacağını anladı. Hizmetine ve korunmasına çok özen gösterdi.[604]

    [/accordion]

[accordion title=” RAHİP NASTURA’NIN PEYGAMBERİMİZ (A.S.) HAKKINDAKİ TEŞHİSİ“]

Rahip Nastura’nın Peygamberimiz (a.s.) Hakkındaki Teşhisi

 Ticaret kervanı, Şam topraklarından Busra’ya varıp erişti.[605]

Peygamberimiz (a.s.), Busra çarşısında,[606] rahiplerden bir rahibin manastırının yakının­daki bir ağacın altına indi.[607] Denildiğine göre, altına inilen ağaç, çok yaşlı bir zeytin ağacı idi.[608]

Manastırda oturan rahibin adı Nastur (Nastura) idi.[609] Kendisi, Meysere’yi tanırdı.[610]

Savmaa’sından (manastırından) başını Meysere’ye doğru çıkarıp:[611]

“Ey Meysere![612] Şu ağacın altına inmiş olan zât kimdir?” diye sordu.

Meysere:

“Bu, Kurey silerden, Harem halkından bir zâttır!” dedi.

Rahip:

“Şimdiye kadar, bu ağacın altına peygamberden başkası inmemiştir!” dedi.[613]

“Şu saatte inen de, ancak peygamberdir!” demek istedi.[614]

“Kendisinin, gözlerinde biraz kırmızılık var mı?” diye sordu.

Meysere:

“Vardır ve gözlerinden hiç ayrılmaz!” dedi.[615]

Nastura:

“İşte, odur. O, peygamberlerin sonuncusu! Ne olurdu, ben onun peygamber olarak gönderilmesinin emrolunacağı zamana da erişseydim!” dedi.

Meysere; Rahip Nastura’nın bu sözlerini de aklında tuttu.[616]

Denildiğine göre, Hz. Ebu Bekir de Peygamberimiz (a.s.)ın bu ticaret seferinde bulunmuş ve rahipten işittiği sözlerden çok duygulanmıştı.[617]

     [/accordion]

[accordion title=” BUSRA ÇARŞISINDA BÜYÜK BİR KAZANÇ SAĞLANMASI “]

 

Busra Çarşısında Satılacakların Satılıp Satın Alınacakların Satın Alınıp Büyük Bir Kazanç Sağlanması

 Peygamberimiz (a.s.); Mekke’den getirdiği mallan orada, Busra çarşısında sattı ve satın almak istediği malları da oradan satın aldı.[618]

Sattıkları mallardan, o güne kadar hiç kazanamadıkları bir kazanç sağladılar.[619]

Meysere:

“Ey Muhammedi Hatice için kırk yıl ticaret yapsaydık, senin yüzünden elde ettiğimiz şu kazançtan daha fazla bir kazanç sağlayamazdık!” dedi.[620]

 Busra Pazarında Bir Yahudi’nin Peygamberimiz Hakkındaki Teşhisi

 Busra pazarında satılan mal üzerinde Peygamberimiz (a.s.)la bir Yahudi arasında anlaş­mazlık çıkmış ve Peygamberimiz (a.s.)a “Lât ve Uzzâ’ya yemin et!” demişti.

Peygamberimiz (a.s.):

“Ben, şimdiye kadar, onlar adına hiç yemin etmemişimdir! Onların yanından da, yüzümü çevirerek geçerim!” deyince, Yahudi:

“Yerinde olan söz, senin söylediğin sözdür!” dedi ve tenhada Meysere’nin yanına varıp:

“Ey Meysere! Bu zât, vallahi, peygamberdir! Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki, o, muhakkak, âlimlerimizin kitaplarında sıfatlarını buldukları peygamberdir!” dedi.

Meysere, bunu da aklında tuttu.[621]

 [/accordion]

[accordion title=” BUSRA’DAN MEKKE’YE DÖNÜŞ“]

Busra’dan Mekke’ye Dönüş

 Ticaret kervanı, Mekke’ye dönmek üzere, Busra’dan ayrıldı.

Meysere; öğle sıcağının şiddetlendiği sıralarda, devesinin üzerinde giderken, iki meleğin Peygamberimiz (a.s.)ı güneşten gölgelediklerini gördü.[622]

Bunu da aklında tuttu.[623]

Yüce Allah, Meysere’nin kalbinde, Peygamberimiz (a.s.)a karşı derin bir sevgi uyandırdı. Artık o, Peygamberimiz (a.s.)ın kölesi oldu.[624]

Ticaret kervanı, Merruz-Zahran’da bulunduğu sırada, Meysere:

“Ey Muhammedi Sen, benden önce Hatice’ye git! Senin yüzünden Yüce Allah’ın ona neler yaptığını haber ver de, seni o da anlasın!” dedi.

Peygamberimiz (a.s.), hemen hareket edip öğlenin en sıcak saatlerinde Mekke’ye girdi. O sırada, Hz. Hatice, içlerinde Nefise binti Münye’nin de bulunduğu bazı kadın arkadaşlarıyla birlikte kon­ağının üst katında oturuyordu.

Peygamberimiz (a.s.)ın, devesinin üzerinde iken iki melek onu güneşten gölgeler bir halde Mekke’ye girdiğini gördü ve bunu kadın arkadaşlarına da gösterdi.

Hepsi de, hayret içinde kaldılar.

Peygamberimiz (a.s.), Hz. Hatice’nin konağına vardı.

Malların satışından ne kadar kazanç sağladıklarını ona haber verdi. Bu haber Hz. Hatice’yi sevin­dirdi.[625]

Peygamberimiz (a.s.), Busra’dan Mekke’ye getirdiği malları da Hz. Hatice’ye teslim etti.

Hz. Hatice, onları da satıp iki kat veya bu miktara yakın bir kazanç elde etti.[626]

  [/accordion]

[accordion title=” MEYSERE’NİN PEYGAMBERİMİZ HAKKINDAKİ BİLGİLERİ HZ. HATİCE’YE AKTARIŞI “]

Meysere’nin Peygamberimiz Hakkındaki Bilgileri Hz. Hatice’ye Aktarışı

 Meysere, Rahip Nastura’nın, Peygamberimiz (a.s.) hakkında söylediklerinizi [627]

Mal satışı sırasında Peygamberimiz (a.s.)a itimatsızlık gösteren Yahudi’nin sonunda neler söylediğini;[628]

İki meleğin, Peygamberimiz (a.s.)ı, güneşin şiddetli sıcağından nasıl gölgelediklerini;

Gider ve gelirken gördükleri şeyleri;[629]

Yorulan iki deveyi nasıl yürütüp hızlandırdığınızı[630]

Eminliğini, temizliğini, uğurluluk ve bereketliliğini,

Kitab Ehli olanların onun hakkında neler söylediklerinizi[631]

Kendisiyle yemek yediği zaman doyduğunu ve artan yemeğin ise hiç yenilmemiş gibi olduğunu., anlattı.[632]

Meysere; Peygamberimiz (a.s.)da gördüğü fevkalâde halleri Hz. Hatice’ye anlattığı zaman, kendi kendine:

“Eğer o Yahudi’nin söylediği doğru ise, geleceği haber verilen O Peygamber, ancak budur!” demişti.[633]

   [/accordion]

[accordion title=” HZ. HATİCE’NİN PEYGAMBERİMİZ (A.S.)A TAZE HURMA İKRAM EDİŞİ“]

Hz. Hatice’nin Peygamberimiz (a.s.)a Taze Hurma İkram Edişi

 Hz. Hatice; bir tabak üzerinde olgun taze hurma getirtip kızkardeşi Hâleyi ve Peygamberimiz (a.s.)ı davet etti. Tabaktaki hurmadan doyasıya yedikleri halde, ondan hiçbir şey eksilmediği görüldü.[634]

 Hz. Hatice’nin Peygamberimiz (a.s.) Hakkında Varaka b. Nevfel ile Konuşması

 Hz. Hatice; kölesi Meysere’nin Peygamberimiz (a.s.) hakkında Rahip Nastura’dan işitip anlattığı şeyleri ve iki meleğin onu güneşin sıcaklığından gölgeleyerek koruduğunu görmüş olduğunu Varaka b. Nevfel’e anlattı.

Varaka b. Nevfel; Hz. Hatice’nin amcasının oğlu idi, Hıristiyan’dı. Kendisi, semavî kitapları çok okur, insanların bütün bildikleri şeyleri bilirdi.

Varaka b. Nevfel, Hz. Hatice’ye:

“Ey H atice! Eğer bu söylediklerin doğru ise, hiç şüphesiz, Muhammed bu ümmetin peygamberi ola­caktır! Ben, zaten, gelmesi beklenen peygamberin bu ümmetten çıkacağını biliyorum. Onun geleceği zaman da. tam bu zamandır!” dedi.[635]

    [/accordion]

[accordion title=” HZ. HATİCE VE KADIN ARKADAŞLARININ VAKTİYLE KARŞILAŞTIKLARI BİR HADİSE“]

Hz. Hatice ve Kadın Arkadaşlarının Vaktiyle Karşılaştıkları Bir Hadise

 Rivayete göne, Mekkeli[636] Kureyş[637] kadınları, Recep ayında,[638] bayramda[639] Mescid-i Haram’da[640] toplanarak tünen yapanlar,[641] bu bayrama gelip katılmaktan kendilerini hiçbir şey alıkoymazdı.[642] Yine, bir gün, Kureyş kadınları Mescid’de,[643] putun yanında[644] toplanmış bulundukları sıra­da, birden ortaya çıkan bir adam,[645] yanlarına gelip[646] en yüksek sesiyle bağırarak:

“Ey Teymâ kadınları,[647] ey Kureyş kadınları topluluğu! Çok sürmez, aranızda,[648] yakında yur­dunuzda Ahmed ismiyle anılan[649] peygamber zuhur edecek,[650] gönderilecektir![651]Sizden hangi kadın ona zevce olabilirse, hemen olsun!” deyince, bütün kadınlar adama taş atmışlar, hakaret etmişler, ağır sözler söylemişlerdi.

Hz. Hatice ise, onun sözüne karşı, başını önüne eğip[652] duymazdan gelmiş,[653] hiçbir itirazda bulunmamış,[654] hatta, bundan ümide bile düşmüştü.[655]

 [/accordion]

[/accordions]

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı