SEYYİD ALİ HAMANEY

REHBER SEYYİD ALİ HAMANEY VE BİLİNMEYEN YÖNLERİ-5

110264

İslam dini özellikle yöneticileri sade yaşam teşvik etmiş ve bunun devlet idareciliğinde birçok faydalarına dikkat çekmiştir. Rabbani olan yöneticiler de bu kavrama çok dikkat etmiş ve buna göre yaşamışlardır

Merhum Hüccetü’l İslam  Seyyid  Ahmet  Humeyni(r.a) (İmam Humeyni’nin oğlu) şöyle anlatmaktadır:

Ben, İran’ın Müslüman ve inkılabi halkına Ayetullah Hamaney’in ev yaşantısından haberdar olduğumu söylemeyi kendim için bir vazife biliyorum. Ayetullah Hamaney’in sofrasında bir çeşit yemekten fazla yemek olmaz. Ailesi halıfleks üzerinde yaşamaktadır. Bir gün Ayetullah Hamaney’in evine gitmiştim. Eski ve iyice yıpranmış bir halının (Yanılmıyorsam eşinin çeyiziydi) üzerinde oturmuştum, halı o kadar sert ve pürüzlüydü ki bana oldukça rahatsızlık vermişti. Dayanamayıp oradan kalkıp halıfleksin üzerine oturdum. (Khorşid Dar Saye- Golhaye Bağ-ı Hatıre)

İran’ın  Devrim Muhafızları eski komutanı General Rahim Safavi şöyle anlatıyor:

Bir gün bazı işler için İnkılâp lideri Ayetullah Hamaney’in evine gitmiştim. Görüşmemiz  biraz uzamış ve akşam olmuştu. Akşam namazını kıldıktan sonra Rehber bana bakarak şöyle buyurdular: Rahim bey! Akşam yemeğine bizimle kalın. Ben bunun Rehberle birlikte olmak açısından bir fırsat olduğunu düşünmemle birlikte arz ettim ki aileniz zahmet etmesinler. Rehber şöyle buyurdu: Kalınız her ne varsa birlikte yeriz. Sofrayı açıp akşam yemeğini getirdiklerinde gördüm ki Rehber ve ailesinin yemeği sade bir omletten başka bir şey değil. Ben de sofraya oturdum ve bu sade yemekten bir miktar yedim. (Khorşid Dar Saye, s.100) (Golhaye Bağı Hatıre, s.49)

İlahi ve Rabbani insanlarda keramet olması ilahi bir mükâfattır. Şia mektebinde kerametleri olan birçok şahsiyet ve ilim adamlarının kerametleri nakledilmiştir. Seyyid Ali Hameney de keramet sahibi yüce bir şahsiyettir.

Kirman şehrinde 8 yaşındaki Zehra adında bir kız çocuğu, sokakta oynadığı sırada bir araba kendisine çarpar. Kaza o kadar şiddetli olur ki çocuk komaya girer. Ve durumu her geçen gün kötüye gidiyorken  annesi artık kızından ümidini kesmiş, doktorlar da yapacak bir şeyin olmadığını kendisine söylerler.

Nöroloji uzmanı Doktor Saidi şöyle anlatır: Zehra hastaneye getirildiğinde beynine şiddetli bir darbe almıştı. Bundan dolayı fazla bir şey yapamıyorduk. İyileşme ihtimali oldukça zayıftı. Zehra’nın ninesi Zehra’nın başucunda oturarak ümitsizce dua ediyordu.

Bu olay inkılâp rehberi Ayetullah Hamaney’in Kirman şehrine geleceği günlere rastlıyordu. Ama Zehra annesiyle birlikte Rehberi karşılamaya gidemiyordu. Eğer bu kaza olmasaydı kesinlikle Zehra annesiyle birlikte Rehberi karşılamaya gidecekti, ama ne yazık ki gidemiyor…

Zehra’nın annesi olayı şöyle anlatmakta: Rehber, Kirman’a geldiğinde içim yanıyordu. Rehberimin yanına gideyim ve diyeyim ki: Ağa can! Bir parça şeker veya… Verin de hasta çocuğuma vereyim, şayet velayet nuru bir mucize gösterir de çocuğum gözlerini açar.

Öyle ki başka bir diyardan bir doktorun gelerek şifa reçetesi verecek birisini bekler gibi bekliyordum ve diyordum ki Allah’ım! Neden bu saadete ermedim, İnkılâp Rehberinden, değerli Seyyidim den bir şey alayım da hastamın şifasına sebep olsun… Anne şöyle devam etmekte: O gece saat gece yarısı 23.00 sularıydı. Hastanenin kapısına vardığımda hastane görevlisi: Rehber buraya teşrif getirdi! Dedi.

Dedim ki: İnanmıyorum, eğer bir haber olsaydı burada yer yerinden oynar, ses ve karşılama ortalığı götürürdü, ama o anda acaba doğru söylemiş olmasın diye içimden geçti. Hastaneye doğru koşmaya başladım, yok aslında uçarak gittim. Hastaneye girdiğimde doğru söylediğini anladım. Ağamız burada ve benimle ağam arasında bir adım mesafe var.

Ağlayarak ağanın etrafındakilere dedim ki: Ağayı görmek istiyorum. Sabredin, Ağa şu odadan dışarı çıktığında onu görebilirsin dediler. Rehber dışarı çıktığında öne doğru hareket ettim. O anda titriyor, gözlerimden yaşlar akıyor ve konuşacak bir kudretim yoktu. Kendimi toparlayarak dedim ki: Ağa! Sekiz yaşındaki kızım trafik kazası geçirdi ve şu anda komada yatmakta. Adı Zehra’dır. Seni annen Zehra’ya (s.a) and veriyorum, teberrük niyetine bir şey verin de çocuğuma vereyim o da onunla şifa bulsun.

Ağa hiç düşünmeden boynundan şalını çıkararak, titreyen ellerime koydu. Adeta uçuyordum. Anında oradan ayrılarak… hiç durmadan, konuşmadan Ağanın mübarek şalını Zehra’nın gözlerine, ellerine, yüzüne sürdüm ve o anda Zehra bir gözünü açtı. Ben de olağan üstü bir hal oluşmuş, ruhum adeta uçuyor bedenim ise kızımın iyileşmesi telaşına düşmüştü. Daha bir kaç dakika önce onun iyileşeceğinden ümidimi kesmiştim…

O gecenin sabahı saat öğlen iki sularında Zehra her iki gözünü tam olarak açtı. Bir gün sonra normal odaya aldılar, bir gün sonra da taburcu ettiler!

Zehra’nın artık bir hatırası var şöyle diyor: Onu hiçbir şeyle değişmem.

O diyor ki bu şal benimdir. Ağa bana verdi. Kendim onu Hz. Ali’nin hareminden aldım.

Annesi ise şöyle demekte: o günden sonra sadece bir arzum var o da şu ki Zehra’yla birlikte Ağa’nın ziyaretine gideyim. (Khorşid Dar Saye- Golhaye Bağ-ı Hatıre)

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı